Kitabımız on iki öyküden oluşuyor.Tek solukta okunabilecek kadar sade,akıcı,duru bir dille yazılmış on iki öykünün içinde,toplumsal meselelere fazlasıyla duyarlı yazarın çığlıklarını duyuyoruz.
Kendi halkına feryat ettiği ''Seher '' isimli öyküsünde,ki bence kitaba bu ismi vermekte epey akıllıca davranmış çünkü kanımca duygulara en kuvvetli temas edebilecek,dili ve samimiyeti güçlü öyküsü buydu,töre cinayetlerine,bilinçsizce kutsal yaşam hakkına saldıran feodal ve eril aile ve erkek düzenine eleştiride bulunmuş.
Kitabın mottosu zaten başta belirtiliyor: ''Katledilen ve şiddet mağduru bütün kadınlara...''
Kitabın diğer ana tematik unsurları ve dertleri daha ziyade;kadın erkek eşitsizliği,feodal ve ilkel aile ve devlet düzeni,gelir adaletsizliği,cahillik,yoksulluk,açlık,sefalet,psikolojik ve fizyolojik şiddet,plaza dünyasının ve statükocu düzenin bireyde yarattığı buhranlar,aradaki uçurumun Everest'ten yüksek olduğu baba-kız,anne-kız,karı-koca ilişkileri...
Yazarın çocukluk yaşamından ve cezaevi hayatındaki anılarından derlediği öykülerinde de ana tema unsurunun değişmediğini görüyoruz:ADALETSİZ,HAKKANİYETSİZ DÜZEN!
Bu düzenin cenderesinde savrulan yazar,ailesi,çevresi...
O da bir şey mi?Sistemin ve mali krizin insana sirayet eden duygu durum bozukluğu, serçelerin yuvasında dahi hissediliyor.
Serçeler de gittikçe insana benziyor ve insana benzeyen her canlı gibi aidiyetlerini,şahsiyetlerini yitiriyorlar,''İçimizdeki Erkek'' öyküsünde,kof kabadayı erkek serçe üzerinden manidar biçimde yozlaşma suratımıza tokat gibi vuruluyor!