Bahçedeki ayçiçeklerinin üzerindeki sarmal düzeni gösterip içindeki çiçekçikleri saymamı söylemişti. Ben sayarken, belirli bir dizeye göre 1,2,3,5,8,13,21.. şeklinde sıralandıklarını, her sayının önceki iki sayının toplamı olduğunu söylemişti. Her sayıyı bir sonraki sayıya böldüğümüzde (1/2, 2/3, 3/5, 5/8 vs) 0,618 sayısına yaklaşıyorduk. Bu diziye, yüzyıllar önce yaşamış bir İtalyan matematikçiye ithafen Fibonacci dizisi adı veriliyordu. 0,618 oranının, mimarlar ve ressamlar tarafından sık sık kullanılan ideal bir geometrik oran olduğunu ve altın oran ya da altın kesit olarak adlandırıldığını söyledi.
Sayılara yatkındım, üstelik aşıktım da. Sayılar sağlam ve değişmez oldukları için severdim onları; kargaşayla dolu bir dünyada dimdik dururlardı. Sayıların ve ilişkilerinin mutlak, kesin, sorgulanamayacak, şüphe götürmez bir yanı vardı.
Bedensel güçten ve atletik yetenekten yoksun oğlanlardan oluşan küçük bir azınlığa mensuptum... Hem Latince saplantılı başöğretmenimiz, hem de futbol saplantılı okul arkadaşlarımız için erişilmez olan bir alana sığındık. Bilime sığındık... Bilimin, gaddarlıkla nefretin ortasında bir özgürlük ve dostluk alanı olduğunu öğrendik.
Biz insanların da, güneşi ve yıldızları oluşturan elementlerden meydana geldiğimizi, benim atonlarımdan bazılarının belki de eskiden uzak bir yıldızda olduğunu öğrenince sevinmiştim