“ Hayatı güç toplama yarışına çevirmeyenler. Ağır ve düşünceli yürüyenler. Yalnız Allah’ın önünde eğilenler. Bir gülü koklamasını bilenler. Ne mutlu onlara … “
Hayatlarımızı kaydeder ve paylaşırken galiba çok mühim bir şeyi ıskalıyoruz: Hayatı gerçekten yaşamayı! Kendimiz ve dünya arasına bir şey koyuyoruz; bir kamera. Veya manzara yakalama ve paylaşma deneyimi hayatla aramıza giriyor. Böylece “ an’da olma” imkanını yitiriyor ve kendimizi yaşantıdan yabancılaştırıyoruz. Dünyayla doğrudan temas ve etkileşime girmek yerine, yaşamadığımız anları “ paylaşılabilir anılar ” olarak sunmanın derdine düşüyoruz. Büyük şüphe: Kaydedilmemiş bir hayat yaşanmış sayılacak mıdır?