Barış Yetgin

Barış Yetgin
@EdebiMelodi
Bir tutam dünyayı aydınlatmak için kıvılcımlar saçmak ve geceyi tutuşturmak isterdim. En zor olanı ise alevlerin gölgesinde, yüzlere vuran geçici aydınlıklarda tanımak insanı...
sessiz kalan tek gölge sensiz kurumuş bir ağacın dallarında Asılı kalan umuttu...
Reklam
SICAK BİR AĞUSTOS AKŞAMINDA SOĞUK BİR DUŞ.
Sakin sessiz ve monoton geçen günlerin en bayramsı günüydü. Bayram hem de kurban bayramı. Nereden bilirsin ki kurbanın kendin olacağını. Hayatın acımasızlığı üzerine kabus gibi çökerken, duygularının törpülendiği, yıllardır ilmek ilmek ördüğün hayatınla örnek gösterildiğin en büyük emeğim bir anda sökülüverdiği, yaldızlı duran kumaşın bir anda pörsüdüğünü gördüm. Hemde gözlerimle, kalbimle, beynimle. 20 yılın altın vuruşunu 3 dakikaya sığdıranlara helal olsun demekten başka bir şey düşünemiyorum. İnsanın bir anda hayatın anlamsızlığını duyumsadığı bir duygu selinin arasında çırpınırken buldum kendimi. Ama kendimi kurtarmak için çırpınmadım. Emeklerimin boşa çıktğını gördüğüm için çırpındım. Kurtulur muyum bilemiyorum. Ama, buz gibi sular içinde ıslanırken ağustosun sıcağını duyumsamadı bile yüreğim. Ezelin beyninde bir anda silindiğini gördün mü hiç? O yılların boşluğunu büyük kayalarla mı doldurmak gerekiyor diye kendi kendime konuşuyorum. Deli miyim ki? diye düşünüyorum. Ama değilim sanırım. Bundan sonraki yolu çiziyim kendime diyorum. Yol yok bulamıyorum. Artık küçük bir dereye düşen yeşil bir yaprağın savrulup duran rastgeleliğini taklit edeceğim sanırım. Yorgunluk hissediyor düşlerim. Hayalimi de sakladım bir serçe kanadına. Nerede düşürürse orada belki bir gün yeşerir. Belki de miras diye saklar kanatlarının altında. Hiç düşürmez. Düşler, hayaller kendilerine başka barınaklar bulur zaten bir şekilde. Sağlık olsun. Bundan sonra amaçsız ve kuralsız bir dünyaya merhaba diyorum. Düşünüyorum da başkalarını düşündüğün yarısını kendim için düşünseydim. Yine de keşkesiz yaşamak güzel. O zaman öyleydi. Şimdi ise böyle kendime dediğim gibi. Amaçsız, kuralsız ve sınırsız. Hayat belki böyle daha güzel olur. Hayatın geri kalan üçte birini de kendime ayırayım bari. Sanırım
Güneş ve Damla
Yağmurun başladığı an ılık bir koku yayılır dünyaya, toprak kokusu. İnsana huzur veren, nefesini açan. Aşk zamanıdır insanın içinde. Aşık olur; Dünyaya soluk, canlılara hayat olur akar gider her şeyin içine. Islandıkça her yer hayat yeniden doğar.  Ve biter sonundan yağmur, gri bulutların dağılmasıyla. İşte o zaman renkler dans eder gök kubbenin her yerinde. Bir damlanın gücünü görürsün işte o vakit. Koskoca güneşin kudretli ışıklarının esaretini yaşatır damlacık içinde. Öyle bir kırar ki kalbini güneşin, renklerini bile tutamaz içinde. İşte en umulmadık damlanın gücünü gösterir dünya. Her yer cennetleşir, havadan nem kapan ışıklar rengarenk bir dünya yaratır yaşanılası
Güzellikleri görmek, usulca yağan yağmurların arasından görmek. Bir ağacın yaprağından damlayan bir parça hayatta görmek dünyanın güzelliklerini. O damla ki, kimi bir kokuya büründürüyor düşleri, yada bir elmanın içinde lezzet olarak çıkıyor karşımıza. Güzellikleri görmek, gökyüzünden süzülen bir ışık hüzmesinde görmek. Deniz üstünde yarattığı parıltıların içinde görmek dünyanın güzelliklerini. O ışık ki, kimi bir kokuya büründürüyor düşleri, insana ferahlık veren tuzlu deniz kokusu olarak çıkıyor karşımıza. Güzellikleri görmek, topraktan çıkan bir filiz azminde görmek. Tohumun içinden fışkırıp gökyüzüne ulaşmak için boynunu kaldırırken görmek dünyanın güzelliklerini. O filiz ki, kimi bir kokuya büründürüyor düşleri, insana cesaret veren bir azim olarak çıkıyor karşımıza.  Düşlediğin zaman karşısına çıkan her şeyde yaşayan uçsuz bucaksız bir umut dünyası. Damlanın beslediği, ışığın güçlendirdiği toprağın içinde yeşeren güzellikler. İşte güzellikleri görmek için azmeden bir tohumun içinde yaşıyoruz, hayal meyal.