"Burada otururken değişiyordum. Gökyüzünün değişmesini izledim. Bulutların yıldızları kaplamasını, yıldızları özgür bırakması mı, sonra yine yıldızları kaplamasını gördüm. Artık onların değişmesine bakmıyorum şimdi. Kimse görmüyor beni, artık değişmiyorum şimdi.
"Bütün hayatım boyunca gümbürdemiş, beni uyandırmış, böylece dolaptaki altın ilmeği görmeme yol açmış o devrilen dalganın sarsıntısı, tuttuğum şeyi titreştirmiyor artık."
"Ölünun ruhu gibi incecik, bastığım yerde hiçbir iz bırakmayarak, yalnızca sezerek, yeni bir yeryüzünde, daha önce adım atılmamış bir yeryüzünde tek başıma yürüdüm..."
"Bekledim. Dinledim. Hiçbir şey gelmedi, hiçbir şey. O zaman, birden bastırıveren tam bir bırakılmışlık inancıyla haykırdım: Şimdi hiçbir şey yok. Bu uçsuz bucaksız denizin ıssızlığını hiçbir yüzgeç bölmüyor. Hayat yıkıp geçti beni. Konuştuğumda hiçbir yankı gelmiyor, hiçbir değişik sözcük. Bu, dostların ölümünden, gençliğin ölümünden daha gerçek bir ölüm."