öldürülmeden önce darağacına bağlıyken Hubeyb’e sordular:
“–Hayâtının kurtulmasına mukâbil senin yerinde Peygamber’inin olmasını ister miydin?”
Hubeyb, bu suâl üzerine hiç düşünmeden, büyük bir cesâret ve vakarla şöyle haykırdı:
“–Aslâ! Değil O’nun burada benim yerimde olmasını istemek, şu an bulunduğu Medîne-i Münevvere’de mübârek ayaklarına bir dikenin batmasına bile gönlüm râzı olmaz!”
Bit pazarına uğrayın oralarda yerlere serilen eşyaya bakın. Ölen çocuğunun minicik kazağını satmaya gelenle bunu düşürmeye bakanın edalarına dikkat edin; ağlamayı öğrenin...
Dedim kardeşim
Omuz başlarımdaki şu yara
Ormanların serin gölgesindeki papatya değil
Arif bir bilinçle yürürken oldu
Yüce buyrukla
Aaah
Bu kadınlar kirletmiş
Başları kara geceler içnde yolunarak
Zindanlar nasıl dayanıyor katran duvarlar
Risalede, nakıs şahıslara, sahte mürşidlere rabıtanın bir cinayet olduğu yazılı... Cinayetin en büyüğü de rabıta ettirene düşüyor. Bu kayıt
da imanımı büsbütün kuvvetlendiriyor: Rabıta,
ancak Efendi Hazretlerine olabilir.
Fakat asla «bana rabıta ediniz!» demiyorlar. Herşey remzlerle anlatılıyor, takdire bırakılıyor ve
hattâ zahir plânında reddediliyor.