Uğur ege

Uğur ege
@Efeug
Bana değer veren zaten vermiş.. Beni yoktan var etmiş.. Üç beş aciz kuldan değer görmedim diye, kendimi hiç sayacak değilim..!!
3 okur puanı
Eylül 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
*💢Tevhid, şirk ve tâğût kavramlarını bilmeyen bir Müslüman, aslında dininin temel direğini bilmeden yaşamış olur. Çünkü tevhid, Allah’ı birlemek, yalnızca O’na kulluk etmek ve yalnızca O’ndan yardım dilemek demektir. Şirk ise, Allah’a ortak koşmak, O’nun dışında birilerine ibadet etmek veya O’na ait sıfatları başkalarına vermektir. Tağût ise, Allah’ın hükmünü reddeden, insanları Allah’tan uzaklaştıran her türlü bâtıl otorite, sahte ilah ve azgın liderdir.* *💢Eğer bir Müslüman tevhidi bilmezse, Allah’a nasıl doğru bir şekilde ibadet edeceğini bilemez. Şirki tanımazsa, şirkten nasıl uzak duracağını ve imanını nasıl koruyacağını anlayamaz. Tağûtun ne olduğunu bilmezse, ona karşı nasıl tavır alacağını ve nasıl bir iman mücadelesi vereceğini bilemez.* *💢Unutmayalım: İman sadece “Ben Müslümanım” demekle tamam olmaz. Allah’ı birlemek, şirki reddetmek ve tâğûtu inkâr etmekle kemale erer.* *💢Rabbim bizlere tevhidi doğru bir şekilde anlayıp, şirkten ve tağûttan kalplerimizi uzak tutmayı nasip eylesin. Allahümme Âmin.*
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir gün, bir adam çölde kayboldu. Yanına aldığı azıcık yiyecek ve su çoktan tükenmişti. İki gündür bir damla su bile bulamadan umutsuzca dolaşıyordu. Biliyordu ki, çok yakında su bulamazsa, birkaç saat içinde hayatı sona erecekti. Ama içinde hâlâ küçük bir umut kıvılcımı yanıyordu. Bu yüzden aramaya devam etti. Vazgeçmedi. Belki bir yerde su bulabilirim diye düşünüyordu. Tam o sırada, uzakta bir kulübe gördü. Önce bunun bir serap olduğuna inandı. Zaten daha önce de çöl, gözünü aldatmıştı… Ama bu kez inanmaktan başka seçeneği yoktu. Bu, onun son şansıydı. Kalan son gücünü toplayarak kulübeye doğru yürüdü. Yaklaştıkça, umudu büyüdü. Ve nihayet… kulübe gerçekte oradaydı. Ama yaklaştığında gördü ki, burası yıllardır terk edilmişti. Yine de içeri girdi. Belki biraz su bulabilirim diyerek… Ve işte o an, bir el pompası gördü. İçini yepyeni bir enerji kapladı, koşarak pompanın başına gitti ve su çekmeye başladı. Ama hiçbir şey çıkmadı. Pompa kupkuruydu, uzun zamandır kullanılmadığı belliydi. Yıkılmıştı. Yere yığıldı.
Elinde eski bir torba ile sokak sokak dolaşıyordu biraz hıtpani garip kılıklı adamın biri..! "Demedim mi sana ben demedim mi insandan kaç demedim mi?" diyerek Saçı başı karmakarışık ve kirliydi. Üzerinde eski püskü kıyafetler ile kendine bir kaç numara büyük pantolonu vardı. Onunda belini bir iple bağlamış öylece etrafta dolanıyordu bu garip adam! Belli ki bu mahalleye yeni gelmisti. Onu daha önce görmüş olsam muhakkak ki hatırlardım! Bu garip adamda kimlerdendir diye düşünürken yanıma gelerek para istedi benden; "Üç lira var mı sende?" "Var dedim cebimden çıkarıp eline saydığım üç lirayı alıp giderken bana; _"İnsana rast gelesin" dedi ve gitti..! Arkasından öyle baka kalmışken mahallemizde bulunan fırına girdi fırıncıdan da akşamdan kalmış ekmekleri alıp torbasına koyduktan sonra yanında ki bakkaldanda süt alıp köşede bir yere oturdu..! Sonra tekrar ayağa kalkarak yolun kenarına atılmış beş kiloluk boş su sisesinin altını cebinden çıkardığı çakısı ile kesti içine de süt doldurup etrafta boş boş dolaşıp miyavlayan minik kedi yavrularına verdi. O kedi yavruları sütlerini keyifle içerken onları bir köşede keyifle izliyordu.
Vaktin birinde bir Padişah’a çok güzel bir tavus kuşu hediye etmişler. Demişler ki efendim bu tavus kuşunun eşi benzeri dünyada yok, çok cins bir hayvandır. Şöyle meziyeti var, böyle meziyeti var. Öve öve bitirememişler kuşu. Neyse Padişah hediyeyi kabul eder. Vezirine; -"Nasıl buldun bakalım tavus kuşumu?" Vezir, 'bu tavus kuşunun bir kusuru var efendim' deyince Padişah hiddetlenir: -"Nedir bakalım benim eşi benzeri olmayan tavus kuşumun kusuru?" Vezir: "Efendim önce siz bunu size hediye edene sorun sonra söyleyeyim.’’ deyince Padişah çok merak etmiş. Tavus kuşunu hediye edeni çağırtıp kuşun kusurunu sormuş. İlk önce kuşun hiçbir kusuru olmadığını söyleyen adam, kellesinin Padişah tarafından alınacağını anlayınca gerçeği itiraf etmiş: -"Efendim bu tavus kuşu yumurtadayken anası öldü, biz de onu bir Kaz'a kuluçkaya yatırdık ama bu onun zarafeti ve güzelliğini gölgelemez. Adamı yollayan Padişah, Vezir’i çağırtır ve tavus kuşundaki kusurun ne olduğunu ve bunu nereden anladığını sorar. Vezir: "Efendim tavus kuşu alımlı hayvandır kasılır yürür. Suyu bile iki saatte içer çalım satmaktan. Ama bu tavus kuşu, su içerken kaz gibi boynunu uzatıyordu. Aferin demiş Padişah ve emir vermiş: -"Vezirimin yemeğini bir tas artırın." Aradan bir zaman geçtikten sonra Padişah’a muhteşem bir at hediye etmişler ki öve öve bitirememişler. Bu atı dünyada geçecek at olmadığını, şaha kalktı mı herkesi kendisine hayran bıraktığını, iki günlük mesafeyi birkaç saatte koştuğunu duyan Padişah büyük bir heyecanla hediyeyi kabul etmiş. Vezirini hemen çağırtıp muhteşem atını sormuş. Vezir beğenmediğini söyleyince padişah tekrar hiddetlenip bunda ne kusur bulduğunu sorunca Vezir daha önce olduğu gibi bunu Padişah’tan atı hediye edene sormasını ister. Tavus kuşu meselesinde haklı çıkan Vezir’ine güvenen
Bir öğretmen, akşam yemeği sırasında evde öğrencilerinin ödevlerini düzeltmekle meşguldü. Yanında oturan eşi ise telefonunda arkadaşlarıyla mesajlaşıyordu. Her şey sıradan görünüyordu… ta ki öğretmen son ödevi okuyana kadar. Aniden gözlerinden sessizce yaşlar süzülmeye başladı. Eşi şaşkınlıkla sordu: — Neden ağlıyorsun? Ne oldu? Kadın yanıtladı: — Dün 1. sınıf öğrencilerime bir ödev verdim: “Dileğim” konulu bir yazı yazmalarını istedim. — Eee, neden bu kadar üzüldün? — Çünkü en son okuduğum yazı beni derinden sarstı… Merakla eşinin elindeki ödeve uzandı: — Ne yazmış ki seni bu kadar etkiledi? Kadın okumaya başladı: “Ben bir akıllı telefon olmak istiyorum. Annemle babam telefonlarını o kadar çok seviyorlar ki… Tüm dikkatlerini onlara veriyorlar. Beni bazen tamamen unutuyorlar. Babam işten yorgun geldiğinde bile, telefonu için her zaman vakti oluyor, ama benim için hiç olmuyor. Telefon çaldığında hemen cevap veriyorlar, ne kadar meşgul olsalar da. Ama ben ağlasam bile, bana cevap vermiyorlar. Telefonlarıyla oynuyorlar, ama benimle hiç. Onların söylediklerini dinliyorlar ama benim söylediklerimi asla. O yüzden benim dileğim: Bir akıllı telefon olmak. Belki o zaman bana da dikkat ederler.”