Namütenâhi profil resmi
24 Nisan 1995
Kadın
552 okur puanı
17 Eki 2017 tarihinde katıldı.
  • Namütenâhi tekrar paylaştı.
    Günlük yaşantımızda engelli bireyleri çoğumuz görmüşüzdür. Kimi zaman elindeki beyaz bastonuyla yürüyenleri kimi zaman söylemek istediği şeyleri işaretle anlatmaya çalışanları kimi zamanda tekerlekli sandalye ile karşısına çıkan engeli aşmaya çalışan engelli bireyleri hep görmüşüzdür. Hayatta bazı bireyler engelli olarak dünyaya gelmekte bazıları da sonradan engelli olmaktadırlar her ne şekilde olursa olsun bir bireyin engelli olarak yaşamını sürdürebilmesini çok zordur.

    Ben gözlerimi bir süre kapalı tuttuğumda bile karanlıkta kalmak oldukça zorken, ayağımı incittiğimde 3-4 gün yürümeden duramazken nasılda dayanır çektikleri zorluklara. Bazıları engelli bireylere bakışlarını değiştiriyor bazıları da korkunç bir şey görmüş uzaklaşıp kaçıyor. Onların çektiği sıkıntılar yetmezmiş gibi bazı kişilerin düşüncesiz ve sorumsuz davranışları kırıyor, üzüyor engelli vatandaşlarımızı. Engelli bireylere karşı her zaman anlayışlı ve yardımsever olmamız gerekmektedir her şeyden önce hepimizin birer engelli adayı olduğumuzu bilincinde olmalıyız. Ne onlar bilebilirdi engelli olacaklarını ne de bizler biliriz olup olmayacağımızı. Engelli bireylerimizi hayatlarımı zorlaştırmak yerine kolaylaştırmalı ve topluma kazandırmalıyız. Engelli arkadaşlara elimizi uzatmalı, onları korumalı, onlardan kaçmamalıyız; engellilere acımak yerine onlara değer vermeliyiz. O işi yapabilecek olduğu halde sırf engelli engelli diye işe almamazlık yapmamalıyız.

    Engelli diye hor görmemeliyiz, engelli bireylerimizin ne gibi dertleri var ? Acaba eğitim görüyorlar mı, onlara iş imkanı sağlanıyor mu, onlara bakan bakıcı kişiler varmı, yoksa neler yapmalıyız? diye sormalıyız kendimize. Sosyal alanların düzenlenmesi, kendilerine uygun işlerin verilmesi, engelli bireylerimizin haklarının çiğnenmemesi, alışveriş merkezlerinin engelli bireylerimiz için uygun şekilde yapılması, trafik ışıklarında kurulan sesli düzeylerin yaygınlaştırılması, engellilere karşı üzerimize en önemli sorumluluklardan biridir. Uzun lafın kısası biz görmeyenlere göz duymayanlara kulak yürümeyenlere ayak olmalıyız…

    Rukiye Türeyen'in, iki yıl boyunca, tek parmağıyla ve çalışkan azmiyle yazdığı öykülerden oluşan Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar kitabı ise "engelli olmanın hiçbir şeye engel olmadığınının basit bir kanıtıdır." Tek emeli ise kendi kazancıyla annesine bir ev almak. Eğri oturup doğru konuşalım; Türkiye’de kitap yazarak ev almak şöyle dursun, geçinmek bile neredeyse imkânsız. Bununla birlikte hemen hemen hepimiz her ay, bilemedin iki-üç ayda bir kitap satın alan, söz konusu kitap olduğunda paraya acımayan insanlarız. Gelin bir sonraki alışverişimizde bir tane de olsa Rukiye Türeyen'in kitaplarından birini atalım sepete. Damlaya damlaya göl olur derler… Kim bilir, azmiyle zorluklara göğüs geren bu kadın, bizim desteğimiz sayesinde imkânsızı da başarır belki…

    S.Y.
  • Namütenâhi tekrar paylaştı.
    İncelemeyi okumaya üşenirim, videosunu izlesem daha iyi olur diyorsan : https://youtu.be/BRILFNoKQPA
    Rukiye Hanım'la konuştuk! : https://ibb.co/5xsxXH9

    Üç aylıkken geçirdiği menenjit nedeniyle beden sağlığından yoksun, %98 engelli ve kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayamayan bir kadının kullanabildiği tek parmağıyla yazdığı bir kitap bu.

    Ben ise yukarıdaki küçük paragrafı bile azıcık da olsa empati kurabilmek için tek parmağımla yazmayı deneyeyim derken "%" işaretini yazacakken 2. bir parmağa ihtiyaç duyan, %0 engelli ve istediğim bazı giysilerin üzerime uymamasından ötürü canı sıkılan aciz bir insanım.

    Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar kitabı 1 otobiyografik hikaye, 3 hikaye, 1 skeç, 1 tek kişilik oyun ve 1 senaryo gibi edebi bölümlerden oluşmaktadır. Yazarın kendi hayatında elde edemediği fakat hikayeleştirdiği aşk ve yaşamak konularındaki ütopyalarının otobiyografik ögelerle birlikte yoğurulmasıyla ortaya hem çocukların okurken hiç zorlanmayacağı hem de deneysel olarak çok çeşitte eserler verilmiş olan bir kitap çıkmış. Çocuklara onların sosyal hayatlarını etkileyebilecek küfür dolu, yoğun cinsel içerikli kitaplar hediye etmek yerine rahatlıkla bu kitabı hediye edebilirsiniz.

    Kendisine 37 yıldır hiç şikayet etmeden bakan annesine karşı duyduğu sevgiyi, akciğer kanseri sebebiyle vefat ettiği babasına duyduğu özlem duygusunu satırların arasında rahatlıkla bulabilirsiniz. Bazı yerlerde gerçekten gözlerim doldu, yalan değil.

    Bir eleştirim yayınevine olacak, kitabın önsözü, 2. önsözü, girişi, 2.girişi, sonsözü ve arka kapağında zaten yazılmış olmasına rağmen her bölümün başında yine aynı yazılar olması sadece sayfa sayısını artırmış, belki Rukiye Hanım'ın bu kitabı yazarken neler yaşadığı unutturulmamak istenmiş fakat yine de bu yaklaşımı gereksiz buldum.

    Asıl engel bedenlerde değil zihniyetlerdedir!
  • Namütenâhi tekrar paylaştı.
    Bir kullanıcının ırkını %95, cinsel yönelimini % 88, siyasi parti tercihini de % 85 doğrulukla tahmin edebilmeniz için onun sadece 68 beğenisine bakmak yeterli oluyordu. Aynı yöntem mercek altındaki kişilerin zeka seviyelerini, dinlerini, alkol ve sigara kullanıp kullanmadıklarını, ebeveynlerinin boşanmış olup olmadığını da saptayabiliyor; dahası, bu kişilerin ileride karşılaşacakları bir seçimde ne karar vereceklerini sadece 10 beğeni ile iş arkadaşlarından, 70 beğeni ile arkadaşlarından, 150 beğeni ile ebeveynlerinden, 300 beğeni ile de hayat arkadaşlarından daha yüksek doğrulukla tahmin edebiliyordu.
  • Namütenâhi tekrar paylaştı.
    Yapay zeka, bilişimde daha sık kullanılan hali ile AI(Artificial Intelligence) bilgisayarların herhangi bir canlı organizmanın yardımı ya da müdahalesi olmadan; düşünme, zeka, problem çözme, sezgi, karar verme vs. gibi insana özgü özellikleri kendi başına gerçekleştirebilmesini sağlayan her türlü teknoloji olarak özetleyebileceğim, amaçladığı şey açısından düşününce de insanlık tarihinin belki de somut olarak en büyük hayali.

    Özellikle son 20 yıldır yığınlar tarafından daha çok konuşuluyor olsa da yapay zekanın tarihi birçok insanın da şaşıracağı 1600'lere, bu konuda ilk fikirleri ortaya atan, ilk çalışmaları yapan Gottfried Leibniz'e dayanıyor aslında. Leibniz, characteristica universalis isimli projesi ile; veri yüklenen bir makinenin kolu çevrilince sonsuz bilgi üretmesini amaçlıyordu. Ve bu makine sadece doğa bilimleri değil, kendi alanı da olan hukuk gibi sosyal ve toplumsal disiplinlerde de kullanılmaya uygun olacaktı. Leibniz tam olarak hedeflediği şeyi dönemin şartları gereği yapamadı belki ama bugünkü hesap makinelerinin atası sayılan, bilgisayarın da dedesi sayılabilecek bir makine icad etmeyi başarmıştı. (bakınız: http://www.layersistem.com/...-yolculuk-2/#more-81)

    Leibniz'in bahsettiği makinenin yapılmasının önünde felsefi olarak iki problem vardı. Birini yine kendisiyle aynı dönemde yaşayan İngiliz filozof Thomas Hobbes kendi dönemi için devrim sayılabilecek bir fikir olan; '' İnsan zihni fiziksel bir süreçtir. '' diyerek çözmüştü. Diğerini ise Newton, fiziksel olan her şeyin, her sürecin matematiksel olarak da ifade edilebilir olduğunu ispatlayarak çözdü. Üst üste yığılan bu bilgi ve fikirlerden insan beyninin/zihninin semboller ve operatörlerle makinelerce taklit edilebileceği fikri böylelikle yapay zekanın temelini atmış oldu.

    Öğrenme, akıl yürütme, kelimeler arasında bağlantı kurma, insanın en üst düzey yeteneklerinden biri olan dili anlama ve belki yeniden üretme, bellek, nesneleri tanıma, sistemleri kontrol edebilme ve gerektiğinde karar verebilme, düşünme, algı, ön sezi gibi üst düzey bilişsel yetenekler gerektiren yapay zekanın elbetteki savunanları olduğu gibi bu fikre şiddetle karşı çıkanlar da var. Bilim dünyasında başını John R. Searle ve Hubert L. Dreyfus gibi amcalarımızın çektiği bir kesim; insan zihnine has; nesneler, kelimeler, olaylar arasında bağlantı kurmak gibi son derece karışık zihinsel süreçlerin makinelerce taklit edilmesinin imkansız olması yüzünden yapay zekanın asla hedeflenen seviyeye ulaşamayacağını söylerken, büyük bir kesim (ki şuana kadar öğrendiklerimden gördüğüm kadarıyla büyük oranda bu fikrin tersine ikna olmuş ben de dahil) beynin karışık nöral yapısının ve bağlantılarının yapay zeka tarafından tamamen öğrenilmesinin sadece zamansal bir sorun olduğu söyleyerek öncekilere karşı çıkıyor. Bunların yanında yapay zekanın satranç/go oynamak, nesneleri tanımak ve kontrol etmek gibi daha mekanik işleri yapabileceği ama bağlam kurmak, yaratıcı olmak, şiir yazmak (ki cem hoca bu konuda çok komik bir örnek vermişti kitapta), fikir üretmek gibi daha soyut şeyleri ise yapamayacağını söyleyenler de var.

    Yapay zeka çok büyük bir hayal. Var olan koşullar bunu başarmayı tamamen mümkün kılmasa bile şuan içinde olduğumuz şartlarda bile bu hedef ciddi anlamda başarılmaya başlandı. İncelemesini okuduğunuz bu kitapta aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi hocalarından olan ve ülkenin yapay zeka konusunda en büyük otoritelerinden biri olan Cem Say hocamızın; yapay zeka hayalinin tarihine, bu fikrin yükselişine, karşı çıkılan taraflarına, insanların bu konudaki sorularına ve kaygılarına, bu hayal konusunda gelinen noktaya dair sorduğu sorulara ve cevaplara hem de son derece yalın bir dille tanık olacaksınız. Toplam 50 soru beş ana başlık altında incelemiş. Bu ana başlıklar da şöyle;

    1- Yapay zekanın tohumları
    2- Beyinler ve diğer bilgisayarlar
    3- Yapay zekanın doğuşu
    4-Yapay zeka neler yapar, nasıl çalışır?
    5-Yapay zekanın geleceği

    İsmi korkutucu gelebilir ama kitabın lise bitirmiş hemen her insan tarafından anlaşılabilecek yalınlıkta yazıldığını söyleyebilirim. Bu konuda okuduğum yabancı kaynaklar da dahil en anlaşılır yapay zeka konulu kitap olduğunu söylemek de korkunuzu almadıysa zaten okumayın :) Yok, yok okuyun. Sonuçta bu satırları okuyabildiğinize göre siz de telefon ya da bilgisayarınız sayesinde yapay zekanın muhatabı olmalısınız. Ama ben bunları zaten biliyorum diyenler de okusun çünkü yalın demek basit demek değil. Verdiği bilgiler son derece doyurucu, ayrıca okuduğu kitapların içeriğinden yola çıkarak okuyacağı kitapları belirleyen benim gibi insanlar için define gibi bir şey bu kitap. Önerdiği kaynak kitapları, isimleri, olayları, araştırılıp öğrenilecek yeni bilgi ve kavramları okuyunca aklım çıktı :) Daha da uzatmamak adına ki uzun şeyleri okumayı sevmiyorsunuz biliyorum, bu 50 soruyu incelemeye yazma fikrinden vazgeçtim. Ama merak ettim yaz diyen olursa da sonradan ekleyebilirim.

    Keyifli okumalar :)
  • Namütenâhi tekrar paylaştı.
    Emile Zola'nın yazdığı Rougon- Macquart serisinin 7 no'lu kitabı. İnsan kitabı bitirdiğinde ''insaf artık Zola, bir okuyucuya bu kadar da darbe indirilmez ki ? ''diye isyan ediyor. Ama böyle bir soruya, Zola'nın vereceği cevabın da ''ben ne yapayım, hayatın gerçekleri böyle, ben sadece olabilecek gerçekleri yazıyorum,'' şeklinde olacağını biliyor.

    Yazar maalesef serinin bu kitabında da okuyucunun yüreğini dağlamasını muhteşem bir şekilde başarıyor. Kitabı bitirdiğinizde titremekten kendinizi alamıyorsunuz. Kitabın konusu ise alkol yüzünden mahvolan hayatlar.

    Kitapta yazar bu defa bize, Antoine Macquart'ın kızı Gervaise (Jervez) Macquart'ın hayatını anlatıyor. Jervez aynı zamanda, serinin 9 ve 13 no'lu kitapları ''NANA'' ve ''GERMİNAL'' in baş karakterleri olan Nana ve Etienne'nin anneleri olduğundan dolayı, Nana ve Etienne'nin çocukluk ve ilk gençlik dönemleri hakkında da bilgi sahibi oluyoruz.

    Kitapta, harika bir akıcılık ve sürükleyicilik olduğundan dolayı, çok kolay ve büyük merak içerisinde okunuyor. Hele sonlara doğru artan dramın dozu, acıyla birlikte bu sürükleyiciliği daha da artırıyor.

    Gervaise(Jervez), henüz 14 yaşındayken, Plassans'da baba dayağından bıktığından dolayı, önüne çıkan Lantier isimli gençle birlikte yaşamaya başlayarak Paris'e gelir. Çiftin Claude ve Etienne isminde iki çocuğu vardır. Ama bir gün Lantier, ansızın evi terkeder ve gider. İki çocuğuyla birlikte, çok güç şartlar altında ortada kalan Jervez'i çamaşır yıkayıcılığı yaparak sürdüreceği müthiş bir yaşam mücadelesi beklemektedir. İşte, bize kitapta anlatılan esas konu Jervez'in verdiği bu mücadeledir.

    Artık alkolün bir aileyi nasıl darmadağın ettiğinin ibretlik muhteşem bir öyküsü bizi içine almaya hazırdır. Sadece bu aile değil, çevrelerindeki insanların da alkol ve yoksulluk nedeniyle içine düştükleri yürek burkan öyküleri kitapta yer almaktadır. Maalesef bütün bunlar, Paris'in o dönemdeki yaşamından kesitlerdir.

    Yazar bu kitabıyla ,özellikle alkol konusunda bize gerçekten büyük bir ders, bir ibret ve büyük bir öğüt vermektedir. Ben, alkolün, ne kadar kötü ve zararlı bir alışkanlık olduğunu bundan daha güzel anlatan bir kitap olabileceğini sanmıyorum.

    Bizlere alkol konusunda yaklaşık 150 yıl öncesinden, bu derece müthiş uyarılar gönderen bu kitabın, herkes tarafından mutlaka okunması gereken bir eser olduğu inancındayım. Ve kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.
  • Hep ellerine bakıyor, yalnız arada bir gözlerini kaldırıyordu. Kadife gibi simsiyah yumuşak gözlerdi bunlar, miyop gözler, işinden başka bir şey görmeyen, bir şey hissetmeyen bir adamın gözleri...
  • Herkesin hülyası verimli, iradesi de istediklerini gerçekleştirecek kadar güçlü olmaz.
  • İnsanların ihtiyaç, düşünce ve isteklerine cevap vermeden, rastgele meydana gelmiş hiçbir yapı yoktur.
  • Bir kimsenin inancını ve görüşünü bir başkasının değiştirdiği hiç görülmemiştir.
    İvo Andriç
    Sayfa 19 - İletişim Yayınları
24 Nisan 1995
Kadın
552 okur puanı
17 Eki 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 3 kitap

  • Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat
  • Drina Köprüsü
  • Güvercin Gerdanlığı

Okuduğu kitaplar 269 kitap

  • Kafa Kağıdı
  • On İki
  • İdeolocya Örgüsü
  • Efendi Uyanıyor
  • Karanlıkta Sabah Kuşları
  • Apartman
  • Bremen Mızıkacıları
  • Kurbağa Prens
  • Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler
  • Sinderella (Kül Kedisi)

Okuyacağı kitaplar 180 kitap

  • Boynuzlar
  • Elveda Güzelim
  • Sevgili Mimi
  • Neuromancer (Sprawl Serisi #1)
  • Saplantı
  • İzdiham - Sayı 37
  • Güneş De Doğar
  • Kanun
  • Kelile ve Dimne
  • Kızıl Yükseliş

Beğendiği kitaplar 78 kitap

  • Otostopçunun Galaksi Rehberi
  • Kafa Kağıdı
  • On İki
  • Karanlıkta Sabah Kuşları
  • Soneler
  • Dune
  • Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi
  • Sır
  • Müslüman Şahsiyeti
  • Bütün Eserleri

Beğendiği yazarlar 16 kitap

  • Raymond Chandler
  • Juan Rulfo
  • Günter Grass
  • Joseph Conrad
  • Philip K. Dick
  • Aleksandr Belyaev
  • Alfred Bester
  • Ray Bradbury
  • J. G. Ballard
  • H. G. Wells