Sinem karazincir

Sinem karazincir
@Egom
 Uzlaşmış bir dünyanın, kimsenin dışlanmadığı, paylaşılan bir evrenselliğin hayalini kuruyorum.
Reklam
Tarih hakkındaki gözlemim bana, tavırlarını batıya yönelik sistematik bir düşmanlığa dayandıranların genellikle barbarlığa, gericiliğe savruldularını ve sonunda cinsiyete düşüp kendi kendilerini cezalandırdılarını öğretti. Yine de Amerika ile Avrupa’nın dünyanın üzerine Bca ettikleri tüm fikirlerin, modaların, makinelerin, hatta değerlerin faydalı olduklarını düşünmüyorum, bunların içinde iyisi de var kötüsü de. Ve hiç ayrım yapmaksızın her şeyi kabul etmek, benimsemek kopya etmek hiçbir zaman tavsiye edilecek bir tavır değildir. Bu nedenle farklı geleneklerden gelen ve kendi dehalarının değerini ispatlamayı bilmiş başka “katkı sahipleri”ne de açılmak şarttır.
Bir üstünlük ele geçiren herkeste bir Körleşme başlangıcı ve bir baş dönmesi riski oluyor. Eski Yunanlar, tanrılar mahvol olmasını istediklerini kibirli yapar derlerdi. Duyguların alegorik tanrısal varlıklarla temsil edildiği mitolojilerinde kibre Hübris denirdi.
Daha iyi yaşandığında, en acil ihtiyaçların karşılanması kaygısı ortadan kalktığında, daha eğitimli olunduğunda, artık modern bilgi ve iletişim araçlarına erişim olanağı bulunduğunda, kandırılma uysallık ve tevekkül de azalır. Yöneticiler genellikle böyle özlemlerin çapını ve gücünü gereğince değerlendirmezler.
Çin’in modern Çağ’da üç büyük başlangıç yaşadığı söylenebilir: 1912’deSun Yat-Sen ile , fakat bu daha çok simgesel düzeyde kalmıştı; 1949’da Mao Zedong ile, ama bu da hep gürültülü patırtılı geçmişti; sonra da 1978’den itibarenDeng Xiaoping ile.
Reklam