Ölümlü olduğunun bilincinde olan insan, ölümsüzlüğü, sonsuzluğu isteyemez, çünkü bu istek onun bildiğinin mantığına uymaz; ama kalp arzu eder. İstek, akla uygun bir yönelim, arzu ise kalbin çırpınışıdır, mantıkla, doğruyla, yanlışla ilgisi yoktur.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
Amok şöyle bir şey: Bir Malezyalı, son derece sade, son derece iyiliksever bir insan, içkisini içiyor orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk... tıpkı benim odamda oturduğum gibi ... ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor ... dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru ... nereye olduğunu bilmeden. Yolda karşısına ne çıkarsa çıksın, insan, hayvan, hançeriyle vurup yere seriyor ve kan sarhoşluğu onu daha da öfkelendiriyor ... Koşan adamın ağzından köpükler saçılıyor, delirmiş gibi uluyor ... ama koşmaya devam ediyor, koşuyor, koşuyor, artık ne sağa bakıyor ne solda duruyor, sadece tiz çığlığıyla, elinde hançeriyle öyle korkunç bir halde ileriye doğru koşmaya devam ediyor ... Köylerdeki insanlar bir Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler ... onun koşarak gelmekte olduğunu gördüklerinde herkesi uyarmak için bağırırlar. 'Amok! Amok!' ve herkes kaçışır... ama o koşmaya devam eder, hiçbir şey duymaz, sürekli koşar, hiçbir şey görmez, karşısına çıkan her şeyi yere yıkar ... ta ki biri onu kuduz bir köpek gibi vurup yere serene ya da kendiliğinden köpükler içinde yere yıkılana kadar ...
Duyduklarımız ve okuduklarımızdan açıkça ortaya çıkıyor ki uygarlığın son çağında insanlar malların üretimi konusunda bir kısır döngüye girmişlerdi. Olağanüstü bir üretim yeteneğine ulaşmış ve bundan en fazla ürün almak için yavaş yavaş adına Dünya Pazarı denen son derece ayrıntılı bir satın alma ve satma sistemi kurmuşlardı; ve bu Dünya Pazarı bir kez işlemeye başladığında, ihtiyaçları olsun olmasın insanları, bu malları gittikçe daha çok üretmeye zorlar hale geldi. Böylelikle, (elbette) gerçekten gerekli şeyleri üretme zahmetinden kendilerini kurtaramazken, sözünü ettiğimiz Dünya Pazarı'nın demir egemenliği altında,hayati önemdeki gerçek ihtiyaçlar kadar önem kazanan sonu gelmez bir taklit ya da yapay ihtiyaçlar serisi yarattılar. Bu yüzden, salt o berbat sistemlerini ayakta tutmak uğruna muazzam bir iş yükünün altına girdiler