Bu tartışmada güç kelimesinin açıklığa kavuşturulması elzemdir. Kendi potansiyelimizle temas halinde olmadığımız sürece başkaları tarafından kontrol edilme tehlikesine karşı savunmasız kalırız. Kendimizi tanımadan kendi hakikatimize dayanamayız. Bu nedenle başkalarının (erkek veya kadın) istilasına açık hale geliriz. Tek güç kaynakları çocukları üzerindeki tahakkümleri olan ebeveynlerin yetiştirdiği bireyler, kendi çocuklarını da tahakkümle yetiştirirler. Komşularının ne düşüneceğinden, geleneksel standartlara uyamamaktan ve yeni olan her şeyden ödleri patladığı için çocuklarının yaratıcılığı onlarda dehşet uyandırır. Onu olduğu haliyle sevemezler. Çocuğun kendisini görebildiği bir ayna olamazlar. Tek kaygıları, ister nazik bir yöntemle ister zalimce olsun, çocuğu kendi istediklerini yapmaya zorlamaktır. Sonuç olarak çocuğun dişil varoluşu güven duygusunu kaybeder. Güven olmadan, eril bir dürtü olan hayata katılma, yeni olasılıkların akışına göre hareket etme, yeni ilişkilere sevgiyle nüfuz etme dürtüsü engellenir. Çocuk korku ve sıkıntıya hapsolur ve bilinçli ya da bilinçdışı bir şekilde, iktidarını elinden alan, onu sakat ve kendisine bağımlı bırakan güçten nefret eder. Jung için güç, sevginin tam karşıtıdır. "Sevginin hüküm sürdüğü yerde" diye yazar "güç arzusu yoktur; ve güç arzusunun üstün olduğu yerde sevgi eksiktir.”