Bazen sevdiğini bir köşede sessizce beklemek gerek. Bütün kalabalıklardan uzak. Aşkını kendine saklamak, ona sadece hissedirerek anlatmak. Gabriel gibi.. Eğer insan o aşkı yaşayacaksa eninde sonunda yaşar. Kavuşur.. Kalabalıklardan uzak bir çiftlikte yaşanan aşklar.
Beslenmeyi uyku düzenini , egzersizi hayatımıza kattığımızda nasıl daha sağlıklı oluruz, beyin sağlığımızı nasıl koruruz, stresi, depresyonu nasıl hayatımızdan uzaklaştırıriz. Kısacası nasıl sağlıklı bir yaşam süreriz. Bunlarin hepsini akıcı ve basit bir dille anlatmış yazar. Okunmasını tavsiye ederim.
Asıl acı olan kitaptaki kahramanın aç olması değil; asıl acı olan kimsenin bunun farkında olmaması. Bir dilim ekmek dahi bulamaması.
Açlık nedir? Bence bu adamın yaşadığı durumdur.
Bu kuru söz kalabalığı, sana dokunamadığım için. Seni kollarıma alıp uyuyabilseydim, bunca mürekkep şişede de durabilirdi. Birlikteyken gene erdemli kalabilirdik. Ama bir süre ayrı olmamız gerekiyor, gerçekte böylesi de daha iyi, Ah, kesinlikle güvenebilsek geleceğe.
Savaş ve Barış kitabı uzun uzun anlatmayacağım tabi ki de kitap her karakterin hayatını uzun uzadıya anlatan... Kendimizi bazen o evlerde yaşayan bir karakter sanmamıza neden olan bazen de savaşın içinde bulunduğumuzu iliklerimize kadar hissettiren bir eser. Bahsetmek istediğim bir diğer konu ise kitabın baş kahramanlarindan biri olan ilk başlarda kendini sevdirmeyen, ukala tavırları ile ilerleyen sayfalarda karşımıza çikan, bu da nereden çıktı şimdi dedirten Prens Andrey.
Sayfaları okumaya devam ettikçe kendine hayran bırakan adam. Isterdim ki her şey başka bitsin malesef mümkün değil. Bende derin bir iz bıraktın.