Yaşamak Hiç Öğretilmedi, okuru bir olay örgüsünden çok bir ruh hâlinin içine çeken, modern yalnızlığın şiirsel bir anlatımı. Lara’nın gözünden aktarılan hikâye; sevgisiz bir çocukluğun, sessizlikle büyüyen travmaların ve kendine yabancılaşmanın izlerini taşıyor.
Kasabaya sığınması, hayatla bağ kuramayışını değiştirmez; ta ki kendi sessizliğini anlayan gizemli bir yabancıyla karşılaşana kadar. Bu karşılaşma, Lara’nın yıllardır kapalı duran iç kapılarını aralayan ilk çatlak olur. Lara’nın duvarlara çizdiği fırtınalı gemiler, boş pencereler ve kuşlar, metnin sembolik omurgasını oluşturur. Resim yapmak, onun için kelimelerin ifade edemediği bir yeniden doğuş sürecine dönüşür. Çocuklarla kurduğu bağ, yaşamın ona unutturduğu sıcaklığı geri getirir. Kitap, büyük bir dönüşüm vaat etmez; ama Lara’nın karanlığın içinden kendi ışığını bulma çabasını samimiyetle anlatır. Sonunda okur şunu fark eder: Yaşamak gerçekten öğretilmez; insan, kendi sessizliğinin içinden öğrenir.