Üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
Kitap benim okuduğum yayınevinde 4 farklı kısa hikayeden oluşuyor.
Birincisi ve en uzun olanı ve kitaba ismini veren Morgue sokağı cinayetleri.
Hikaye gayet güzel bir şekilde tasvir edilmiş, her ne kadar ilk başta alakasız başlasa da sonradan hikaye örgüsüne kapılıp sizi içine çekiyor.
Diğer 3 hikaye ise;
Şişede bulunan not, ( okuduğuma hiç bir anlam veremedim)
Oval portre, ( sonu muallakta biten bir hikaye)
ve Kızıl Ölümün Maskesi.
Sanki bu 4 kısa öykü aynı yazar değilde farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış gibi.
Ilk hikaye ne kadar başarılı ise kalan 3 hikaye için aynı şeyleri söylemem mümkün değil.
Merak ettiğim bir yazar ve hediye bir kitap olduğu için okudum.
Bir kelebek koleksiyonu yapan basit bir memurun hayatı gibi başlayıp, takıntılı saplantili bir karakter çıkıyor karşımıza.
Kitabın yarısında kaçıran Frederick'in gozünden okuyorsunuz kitabı, diğer yarısında ise kaçırılan Miranda'nın.
Kitap psikolojik gerilim olarak geçse de ağırlıkli olarak psikolojik bir kitap. Insan okurken acaba stockholm sendromu vakası mı olacak diye beklerken bambaşka bir boyutta gerçekleşiyor.
Her ne kadar sonu istediğim gibi bitmese de dilinin akıcı olması ve kurgusunun başarilı olmasi sebebiyle tavsiye edilir.
Keyifli okumalar.