Nice sıradan nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Dönüş yolculuğu boyunca ve döndükten sonra, özgürlüğün bizatihi kendisinin başlı başına bir nimet olduğunu gerçeği hiç aklımdan çıkmadı.
Çin devletinin görmek ve oluşturmak istediği "İslam" tablosuydu: Tümüyle yerel, ümmet fikrinden uzak, kuşatılmış, kontrol altına alınmış ve çizilen resmi sınırların dışına asla taşmayan. Uygurlardan beklenen de kendi tarihlerinden, kimliklerinden, kültürlerinden ve hatta ibadelerinden feragat ederek Çin'in içinde böyle eriyip gitmeleriydi.
Camiye ve namaza devam şuurundan yoksun nesiller yetiştikçe “halktan talep olmadığı” gerekçesiyle camilerin fiziksel olarak ortadan kaldırılması veya başka amaçlarla kullanılmak üzere dönüştürülmesi aşamasına geçiliyor. ( otel, bar, restoran)
Çin yönetiminin dünyadan gelen tepkilerle 2018’de varlığını kabul etmek durumunda kaldığı kamplar “Uygurları maruz kaldıkları hastalıklı düşüncelerden ve fikri virüslerden temizlemeyi amaçlayan birer yatılı okuldu.”
Burada kastedilen elbette İslamiyet’in ta kendisinden başkası değildi.
Çin, Doğu Türkistan’da İslami hayatı adım adım yasaklamasında her türlü yasal dayanağı oluşturuyor. Asimilasyon politikalarının bütün yansımalarını net biçimde görmek mümkün