Yoksulluk, insanlar tarafından çok düşünülen ve tartışılan bir kavram. En özet haliyle açıklayacak olursak yoksulluk, kişinin beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçları dahi karşılama gücünün olmadığı durumdur. İşte Dostoyevski'nin yazdığı ilk roman olan "İnsancıklar"da üstünde en çok durulan konu bu.
Kitap, yaşlı bir katip olan Makar ve karşı binasında oturan genç kız Varvara arasındaki mektuplardan oluşuyor. İkisinin ortak yanıysa sefalet ve acı dolu yaşamlarının olması. Yaşlı katibin genç kıza olan derin sevgisini yazdığı mektuplardaki hitaplarından ve kullandığı dilden anlayabiliyoruz. Ama kitap sadece bunlar üzerinde durmuyor. Rusya'nın toplumsal yapısını da görüyoruz.
Kitabın en sevdiğim kısımları Varenka ve Pokrovski'nin arkadaşlık ilişkilerinin anlatıldığı kısımlar oldu. Ama geçmişi anlatmak Varvara'ya acı verdi.
"Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep acı verir." (Syf: 63)
Zevkle okunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hatta Dostoyevski'yi ilk defa okuyacak okurlar "İnsancıklar" ya da "Kumarbaz" kitaplarını tercih edebilir.
Neredeyse hepimiz yüksek yerlerden düşme, eklembacaklılar ve sürüngenlerden kaçma rüyaları görmüşüzdür. Peki bunların atalarımızdan bize aktarılan kalıtımsal anlardır desem ne derdiniz?
Kitabımız bu konu üzerine değinerek başlıyor. Ana karakterimiz modern bir dönemde yaşayan bir çocuk. Ancak bu çocuk kişilik bölünmesi yaşıyor ve rüyalarında çok eski jeolojik dönemlerde yaşadıklarını görüyor.
Bu dönemde insanlar üçe ayrılmış; Ateş insanları, ağaç insanları ve halk insanları. Her biri birbirinden gelişmişlikleri yönüyle ayrılmış. Örneğin, ateş insanlarında ateş yakma eylemi görülürken, ağaç insanları alet dahi kullanamayan bir türdür. Ayrıca her türün daha konuşma eylemini tam olarak gerçekleştiremediğini sadece belli seslerle duygularını ifade etmekte olduklarını görürüz.
Oldukça sürükleyici ve güzel bir kitaptı. Bir günde dahi bitirilebilir.