Algernon’a Çiçekler beni uzun zamandır bu kadar sarsan, okurken durup düşünmeye zorlayan kitaplardan biri oldu. Toplumun belirlediği “normal” sınırlarının dışında kalan bireylerin nasıl görmezden gelindiğini, zekâ kavramının ne kadar yüzeysel ele alınabildiğini ve kabul görmenin bir insan için ne kadar hayati olduğunu çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor.
Kitap o kadar akıcı ki, okurken sanki bir film izliyormuş hissine kapıldım. Sayfalar hızla akarken Charlie Gordon’un duygularına kayıtsız kalmak neredeyse imkânsız. Onun sevincine eşlik ediyor, öfkesiyle öfkeleniyor, yalnızlığıyla içimiz burkuluyor. Bazı anlarda ağlamak geliyor insanın içinden; çünkü anlatılan şey yalnızca Charlie’nin hikâyesi değil, toplumun aynaya yansıyan yüzü.
Roman, zekânın bir değer ölçüsü hâline getirilmesini sorgularken, sevgi ve kabul görmenin özellikle aile içinde nasıl derin izler bıraktığını da gözler önüne seriyor. İnsan olmanın, anlamanın ve anlaşılmanın ne demek olduğu üzerine güçlü sorular bırakıyor okurun zihninde.
Bu kitap, özellikle öğretmenlerin ve eğitimle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri. Çünkü bize, bireyleri başarılarıyla değil, insan olarak görmenin ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlatıyor.
Kurgusu, dili, çevirisi ve anlatımıyla çok güçlü bir bütünlük sunan Algernon’a Çiçekler, okuması bittikten sonra da etkisi devam eden, üzerinde konuşulmayı fazlasıyla hak eden bir kitap.
Emine Özcan