''Söz veriyorum, uslu duracağım. Bir daha asla kavga etmeyeceğim, küfretmeyeceğim, kıç bile demeyeceğim. Tek istediğim hep senin yanında kalmak...''
Kitabı erken yaşta okuyup da hazmedemeden bitirmiş olmadığım için mutluyum. Fazlasıyla gerçekçi bir çocuk ağzı anlatımı kullanılmış, bu da Zeze' yi zihnen gerçek bir karakter olarak benimsememizi sağlıyor. Okurken bazen Zeze' ye şefkatle sarılmak, elimi uzatmak, çevresinden korumak istedim. Parlak zekasıyla gülümsetirken, kocaman yüreğiyle de hüzünlendirdi. Portuga' dan sonra içindeki koca deryanın dinmesi, ruhunun sönmesiyle benim de içimde bir şeyler eksildi.
Şeker Portakalı' nı, Zeze' nin duygularını içime çekercesine, hislerine ortak olurcasına okumak; o küçük yaştaki zeka küpünü, 'içindeki küçük şeytanı' tanımak, kocaman yüreği ve hassas düşünceleri ile tatlı hayallerinin şahidi olmak çok değerliydi.
Başta çocukların olmak üzere herkesin sevgi ve merhamete ihtiyacı olduğunun, karşımızdakine karşı ufak gibi görünen bir iyiliğin bile ne denli mutlulukları sağlayabileceğinin farkında olmalı ve bu farkındalığı yaymak zorundayız. Zeze' yi bağrımıza basamıyorsak bağrımıza basacak çocuklarla dolu bu dünya! Zeze' ye sevgimizi ulaştıramıyorsak sevgiye hasret insanlarla dolu etrafımız! Dünya, anlayış bekleyenlerle, acısını içinde saklamaktan yorgun düşmüşlerle, gülümsemeye hasret kalmışlarla dolu...