Bazı kitaplar vardır; okumak ve anlamak için doğru zamanda olmanız gerekir. Bu metin de onlardan birisi. İlk denememde uygun zihinsel durumda olmadığımı düşündüm. Tekrar şans vermek için fırsat kolluyordum. Ve o gün geldi...
Herzog, çok sevdiği film eleştirmeni ve idolü Lotte H. Eisner’in ölüm döşeğinde olduğunu öğrenir. Çılgınca bir karar alır: Münih'ten Paris'e kadar arkadaşının yanına yürürse, onun ölmeyeceği inancına sarılır. Yola çıkar; berbat bir hava onu takip eder. Karın, yağmurun, çamurun, yalnızlığın içinde ilerler. Gördüğü manzaraları, karşılaştığı insanları, yaşadığı ufak sorunları ve aklından geçen düşünce parçalarını günlüğüne yazar. Ancak bu bir seyahat günlüğü değil. Bu metin; yer yer halüsinatif, çoğu zaman içe kapanık, bazen hiçbir yere varmayan ama hep bir şey hissedilen cümlelerle örülmüş bir zihin akışı.
Yazım dili sade ama anlam dünyası karmaşık. Betimlemeler güçlü; bazı cümleler zihninizde adeta bir fotoğraf gibi beliriyor. Ama bu fotoğrafların çekildiği yer, sizin zihniniz değil. Herzog’un kişisel anıları, takıntıları, hayal kırıklıkları ve tutkuları arasında yürüyorsunuz. Onunla aynı hatıraları paylaşmadığınız için, her cümleyi anlamak mümkün değil.
Bu yüzden yorumlaması ve puan vermesi zor bir kitap. Kitabı sevebilirsiniz, hayran kalabilirsiniz. Ama sıkılmanız, anlam verememeniz ya da tümüyle bağlantı kuramamanız da çok olası. Başımı alıp uzaklara yürüyesim olduğu şu günlerde bile bu metin beni içine çekemediyse… demek ki bu kitap bana göre değildir.