Bana bıraktığın o gülüş, sanki bugünlerde yanımda dolaşıyor Efsun; ama eskisi gibi değil, biraz kırgın, biraz dalgın bakıyor. Bir keresinde, yoldan geçen uzun bir anını anlatıyordun. Tam o sırada sözünü kesip “Sıkılmadın değil mi?” diye sormuştun. Oysa ben, sana öyle dalmıştım ki; mola veren otobüsün neden durduğunu anlamayan bir yolcu gibi, bir an gecikmeyle kendime gelmiştim. Sonra da gülümseyerek, “Sen sustuğun zaman asıl o zaman sıkılıyorum.” demiştim.
Şimdi günlerdir sensizliğin bıraktığı o boşlukta dolaşıyorum Efsun. Yol bitmiş gibi, ama vardığım yerlerin hiçbirinde içim ferahlamıyor. Bazen karşıma çıkan küçük şeyler, unuttuğumu sandığım anıları yeniden çağırıyor. Onlara “Ben sizi çoktan geride bıraktım.” diyemiyorum; “Neden şimdi geldiniz?” diyecek gücü de bulamıyorum. Yanlış bir söz söylemekten çekinir gibi, çoğu zaman susmayı seçiyorum. Yarım kalmış duygular da zamanla tamamlanır derler ya; belki gerçekten tamamlanıyor. Ama insan anlıyor ki bazı eksikler tamamlanınca iyileşmiyor, sadece alışılmış bir sessizliğe dönüşüyor. Ve o sessizliğin içinde senin yokluğun, her şeyden daha çok yer kaplıyor Efsunum.