Gülten Bilicen

Gülten Bilicen
@Enochian
Kitapsız yaşamak;kör,sağır,dilsiz yaşamaktır. Seneca
Ziya Kılıç anlatıyor: Yıl 1909... Beşinci kolordu kurmay başkanlığına katılan Yüzbaşı Mustafa Kemal, Selanik'teydi. 38. Merkez Alayı Kumandanı Albay Saadettin Bey tedavi için İstanbul'a gitmek üzere izin aldı. Saadettin Bey'in, yerine kimi bırakacağını herkes merak ediyordu.Sonradan Saadettin Bey'i Kolağası Mustafa Kemal'in temsil edeceğini öğrendik.Şaşırdık. Çünkü Mustafa Kemal henüz kıdemli bir yüzbaşıydı,kendinden daha üst rütbede olanlar vardı. Büyük rütbeli subayların şaşkınlıkları çabuk geçti. Mustafa Kemal, bütün subaylara kendini sevdirmişti. Kenti gezerken, halka karşı davranışlarına tanık olanlar, kendisine hayranlık duyuyorlardı.Şimdi, onun böyle görevde ne yapacağı merak ediyorduk. Alayın Mustafa Kemal tarafından teslim alındığı günü, belki de tarihimizde önemli bir dönüm noktası olarak kabul etmemiz doğru olur. Ogün Mustafa Kemal alayı selamlamaya beyaz bir atın üzerinde gelmişti. Bütün gözler ondaydı. Alay'ın önüne gelince selam durumuna geçti, sonra hızla atından yere atladı. Yürüyerek askeri selamlayacaktı. ''Selamün aleyküm asker! '' demesini bekliyorduk. Ama hiç beklemediğimiz bir şey oldu; Mustafa Kemal: ''Merhaba asker!'' dedi. Bu, ilk kez karşılaşılan bir durumdu. Askerler nasıl yanıt vereceklerini bilmiyordu. Birkaç saniyelik sessizliği İstanbullu askerler bozdular: ''Merhaba Bey'im...'' Ordu ilk kez bir kumandanından, ''Merhaba Asker'' selamını almıştı.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ahmet Hidayet Reel anlatıyor: 1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinde ihtiyar bir köylüye yaklaştı: ''Depremde çok zarar gördün mü, baba ?'' diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce tekrar sordu: ''Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin ?'' İhtiyar, Kürt şivesiyle: ''Valle Padişah bilir!'' dedi. Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle: ''Baba, Padişah yok;onları siz kaldırmadınız mı ? Söyle bakalım zararın ne ? '' intiyar tekrar etti: ''Padişah bilir!...'' Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü: ''Siz daha devrimi yaymamışsınız.''dedi. Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi: ''Köylere genelge yolladık Paşam.'' dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı: ''Oğlum''dedi,''Genelgeyle devrim olmaz!...''
Atatürk ne kadar bir asker, komutan, yönetici olsa da; duyguları, sevinçleri, sinir ve neşesi bizden biriydi. Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir: Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştır. Bunlar içinde şöyleleri vardır: ''Atatürk bizim en büyüğümüzdür.'', '' Atatürk bu milletin en yücesidir.'' ''Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.'' 'Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizerek, hepsinin yerine kendini en iyi ifade eden şu satırları yazar: ''Atatürk bizden biridir.''
Muzaffer Kılıç anlatıyor: Erzurum'dan kongre için Sivas'a geldiğimizde, Mustafa Kemal'in karargahı olarak, Sivas lisesini hazırlamışlardı. Paşa, kendisine hazırlanan odaları dolaşırken, yatak odasında, karyolanın arkasında bulunan sarı satırlı atlas yastık gözüne ilişti. Yastığın üzerinde, koyu renk bir ibrişimle işlenmiş şu beyit vardı: Cihanın cahına mağrur olup incitme insanı. ( Dünyanın şaşasıyla gururlanıp incitme insanıları) Süleman-ı zaman olsan bırakırsın bu eyvanı (Zamanın Süleymanı da olsan bırakırsın bu dünyayı) Atatürk, yazıyı okuduktan sonra durdu. Mazhar Müfit Bey'i çağırttı. Beyti ona okuttu. Mazhar Müfit: ''Paşa'm, bu sizin için yazılmış değil.'' deyince, Atatürk: ''Bu uyarı hepimiz için ve her şey için bir prensip olmalıdır.'' cevabını verdi.
Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda konuşurken, konuk Kral şöyle der: ''Ekselans. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Cihan harbinin sonunda Lloyd George Batı Anadolu'yu Yunanistan'a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George'un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.'' Atatürk, Kral'ın bu sözlerine şu cevabı verir: ''Haşmetmap, evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra büyük geçmiş olsun! ''