Özetle 2 “mahalle” söz konusu.
1. Bunlardan ilki Osmanlı’da gözlenen ve içinde caminin, imamın, tekkenin, tarikatların ve esnafın oluşturduğu yapı.
2. Diğeri ise, Cumhuriyet Türkiye’sinde ortaya çıkan okulun, öğrencinin ve öğretmenin bir araya getirdiği yapıdır.
Bence Mardin’in strüktür olarak ifade ettiği yapı, bir nevi habitusa benzer. Diğer bir ifadeyle, bireyler tarafından inşa edilen ve bu inşanın da bireyleri etkilediği bir süreç.
Diğer yandan bu yapıların her biri “iyi, doğru ve güzel” felsefesini temsil eder yahut etmeli. Çünkü Mardin’e göre, ikinci mahalleye tekabül eden Kemalizm, bu felsefeden yoksundur.
Sanırsam baskı işlevi de şundan ileri geliyor; eğer mahalle felsefeden yoksunsa “göz’leme” işlevi devreye giriyor. Yani aslında öze değil de biçime değer verilmeye başlanıyor. Örneğin CHP’li belediyelerin Atatürk büstü yapmasına benziyor. Yahut Bilecik belediye başkanının çağdaş bir temsiliyete dayandığına kanaat getiriliyor. Ya da hadisler üzerinden yapılan mizaha tutuklama getirilmesine. Yahut alkolün buzlanmasına… gibi gibi.