Bir dilim ekmek...
"Ne anladın dün anlattıklarımdan?"
"Ya sen ölecekmişsin ya da o adam..."
İki dilim peynir...
"Aferin... Söyle bakalım... Sen olsan ne yapardın?"
"Belki o can simidi ikinize de yeterdi..."
Bir tokat...
"Ye hadi, bakma suratıma öyle! Sil o gözlerini de..."
"Peki baba."
Bir yumurta...
"Ben olmasam sen de yoktun, anlıyor musun?"
Üç zeytin...
"İyi... Bunu hiç unutma! Şimdi söyle, sen olsan ne yapardın?"
"Ben de senin gibi yapardım baba."
Biraz tereyağı...
"Ben bu hayatta ne yaptıysam, hepsi senin için."
"Sağ ol baba."
Bir emir...
"Madem artık bu işin nasıl bir hayat kavgası olduğunu öğrendin, bugün sen de benimle geleceksin!"
"Olur baba."
Öncelikle kitap hakkında belirtmek istediğim bir konu var.
Kitabın anlatım tarzı ve üslubu genele yayıldığında gayet anlaşılır. Bu da bir felsefe kitabından ziyade bir mahkeme konuşmasının daha estetik bir dil ile yazıya aktarılmasından kaynaklı diye düşünüyorum. Onun dışında kitap metaforları çok akıllıca kullanıyor. Fakat burada puanı kırdığım noktaya geliyoruz. Puanı ise metaforları çok akıllıca kullansa bile çok gereksiz bir uzunlukta kullanıyor bende bu yüzden kırıyorum. Ve bu durum düzeltilse abartısız yarım sayfa eksilecek bir kitap olurdu. Yarım sayfa diyip geçmemekte fayda var. Çünkü bu tarz birinci kişinin ağzından okuduğumuz kısa kitaplarda bu çok önemli "bence". Yani demem o ki metafor sorunsalı dışında süslü sözlerden uzak sade bir mahkeme yazısı olan bu kitabı okumalı okutmalıyız.