Bir dilim ekmek...
"Ne anladın dün anlattıklarımdan?"
"Ya sen ölecekmişsin ya da o adam..."
İki dilim peynir...
"Aferin... Söyle bakalım... Sen olsan ne yapardın?"
"Belki o can simidi ikinize de yeterdi..."
Bir tokat...
"Ye hadi, bakma suratıma öyle! Sil o gözlerini de..."
"Peki baba."
Bir yumurta...
"Ben olmasam sen de yoktun, anlıyor musun?"
Üç zeytin...
"İyi... Bunu hiç unutma! Şimdi söyle, sen olsan ne yapardın?"
"Ben de senin gibi yapardım baba."
Biraz tereyağı...
"Ben bu hayatta ne yaptıysam, hepsi senin için."
"Sağ ol baba."
Bir emir...
"Madem artık bu işin nasıl bir hayat kavgası olduğunu öğrendin, bugün sen de benimle geleceksin!"
"Olur baba."
Yargıçlar, nedeni yalındır bunun, ölüm korkusu kişinin kendisini bilge değilken bilge sanması değil midir? Bilmediğin hâlde bildiğini iddia etmek değil midir? Hangimiz biliyoruz ölümün ne olduğunu; ondan büyük kötülükmüş gibi korkuyoruz ama belki de insana yapılacak en büyük iyilik ölümdür.