Gazeteci ya da araştırmacı değilseniz okumanızı tavsiye etmem. Çok fazla isim ve kavram olduğundan içinden çıkmak biraz zor. Akıcı olmayan bir dil ve olaylar arasında neden sonuç ilişkisi kurulmamış.
Pek okunasi değil. Severek okuduğum Amin Maalouf çok sıkıcı bir şekilde ailesinin öyküsünü anlatmış. Hiç akıcı değil insana pek bir şey de katmıyor....
Bir Yeşilçam filmi izler gibi okudum. Füsun'dan gına geliyor insana. Beklediğimin, bana anlatılanın çok çok altında kaldı. Sıkılarak okudum. Gerçek bir olay olması sardı beni biraz o kadar. Belki de bana hitap etmediği için güzel gelmemiştir. İyi okumalar herkese.
1800'lü yıllarda yazılıp hepimizin hayatlarından kesitler sunmuş Dostoyevski. Günlük yaşamımızda yer edinen güzellik-çirkinlik, iyi-kötü, zengin-fakir, soylu-sıradan halk, namuslu-namussuz ve daha
Bir "İçinden Çıkılmazlar" romanı...
Gurur nedir ve gurur uğruna neler yapılabilir, kendi gerçekliğinden ne kadar uzaklaşılabilir gibi soruların cevabını arıyor yazar. Haliyle gerçeklikten uzaklaşınca, kendi iç dünyasında kurguladığı dünya düzeninde hayatını sürdürmeye çalışınca içinden çıkılmaz bir hal alıyor kahramanımızın hayatı. Hiçbir şeye inanmama raddesine varıyor. Aşka, sevgiye, mutluluğa bile. Kahramanımız ne olduğunu, toplumdaki yerini hep iki uç noktada arıyor. Yeri geliyor fakirliğiyle ve sefilliğiyle övünüyor yeri gelince elit tabakadan farkının olmadığını savunuyor. Haliyle savruluyor ve kendini bir hiçliğin içinde buluyor. Toplumumuzda da çok örneklerini göreceksiniz. Özünde vasıfsız iken birtakım şaklabanlıklarla toplumda görünür hale gelmeye çalışanlar var. Bir de içinde cevher taşıyanlar var ama imkan bulamadıkları için toğlumda silinip giden. Bu iki uç noktayı bulacaksınız romanda. Dostoyevski'ye sonsuz saygıyla...