İhtiyarın terki dünya eylemesinin üzerinden hayli süre geçse de, sessizliğinde hayat bulan, yeryüzüne saçtığı hikmetle dağdan, bayırdan, tarladan, dağdağalı hayattan daima süzülen, taze filizler gibi bellek diplerinde hatırlayan çıkardı. Buna şahitlik ederdim. İlk başlarda, ayaklarımla attığım her adımda daha bir coşkun olurdu bu tefekkür. Gitgide seyrekleşti. Fakat mezarı çevre yolundan göründüğü zaman, adımlarımı kesip, orada biriken dimağımda biriktirdiğim sohbetleri yâd ederek, buruk bir tebessümle yoluma koyulurdum.
Ölümü sonrasında vedasız sonbaharlar gibi diğer mevsimlerin gelmesi kaydı sanki. Ne zaman döndü, ne zaman yandı? Ne zaman gömüldü? Ne zaman tekrar açtı? Ne zaman kendi varlığını, ne zaman ise unutulmuşluğa kapılarak hikâyesinin dürüldüğünü hiç fark edemeden anlamak, bu sır perdesinin gerisindeki taze cümleler kuramam, hikâyesine kaldığı yerden sahip çıkamam sanıyordum.
Kadın olmak, dünyanın neresinde olursa olsun zor. Bunu da bütün kadınlar bilir. Ancak kadınlarımız sunu da çok iyi bilirler ki; her birimiz güçlü olmadıkça.. Kendimize olan özgüvenimizin farkına varmadıkça.. Biz olmadığımız zaman dünyanın ne kadar eksik kalacağını hissettmedikçe isimiz hep zor.