Leyla'nın Evi, bir Osmanlı paşası torunu olan Leyla'nın, maddi imkansızlıklardan dolayı ailesinin elden çıkarttığı yalının bahçesindeki müştemilatta yaşarken, haksız bir şekilde evinden edilmesini anlatıyor. Yani böyle başlıyor aslında hikaye. Onun bu hak mücadelesinde yanında olan mahallede elinde büyüyen Yusuf'un evine gitmesi ve orada Roxy( Rukiye) ile birlikte yaşaması genel hikaye olarak anlatılıyor. Ama alt hikayeler o kadar anlamlı ve derin ki…. Leyla'nın babasının bir Ingiliz subayı olması, babasını ve annesini görmeden büyümesi nedeniyle hep geçmişe anılara bağlı bir kadın olması bu yüzden. Roxy'nin Almanya macerası ile başlı başına genç bir kadının ailesine rağmen ayakta durmak için verdiği mücadele. Ama kitapta beni en çok etkileyen karakterlerden biri şüphesiz Ali Yekta Bey. Ailesi nesiller boyunca önemli paşalara uşaklık etmiş, kendisi de bu geleneği sürdüren bir insan. Oğlu Omer'in ise uşak olmasını istemedigi için, yanında yaşadığı ailenin de katkılarıyla en iyi okullarda okuyup en iyı derslerı alan bir çocuk olarak çok donanımlı yetişti. Ali Yekta Bey'in bütün umudu oğlu Ömer'deydi.
Kendini kanıtlamak için bir yalının beyi olma isteği başına ciddi sıkıntılar da getirdi. Daha fazla anlatıp Spoiler vermek istemiyorum ama Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sancılarını, yabancı bir ülkede göçmen olmanın zorluklarını, aşkıve yalnızlığı güzel bir şekilde işlemiş Livaneli. Kitabın genelinde bir müzik tutkusu da hakim. Bunu da Livaneli müzisyen kimliği ile çok güzel
anlatmis.
Hadi şaşırmaya hazır olun.
Önerimdir okuyun efendim @