"İmkânsız olanın önünde daima başımızı eğeriz. Başka çare olmadığını biliriz.
Tıpkı başaklara benzeriz. Fırtına geldiği zaman, eğilip bükülür ama mahvolmayız.
Oysa sert ve kuru ağaçlar, rüzgârda eğilemedikleri için ya dayanır ya da yıkılı giderler. Yıkılıp gitmeleri ihtimali çok daha fazladır.
Oysa biz, fırtına geçip gittikten sonra, yine eskisi kadar güçlü oluruz. Biz, inatçı bir aile değiliz. Odun gibi dönmeyen kafalarımız da yoktur. Şartlara uymasını biliriz.
Sert rüzgârlar karşısında eğiliriz, çünkü eğilmenin doğru olduğuna inanırız.
Tehlike ya da felaketle karşılaşınca, neyi değiştirip neyi değiştiremeyeceğimizi araştırır, değiştiremeyecek olduğumuz şeyler karşısında boyun büker, çalışır ve gülümseriz.”