"Devletin asli görevleri toplumu korumak kadar onların bütün ihtiyaçlarını karşılamak ve hayatlarını idame ettirebilmeleri için gerekli koşulları inşa etmektir. Devlet, yönetimini ele aldığı insanlara eşit davranmak zorundadır. Kendisine yakın olanları kayırmamalı ve haksızlığa yol açacak davranışlar içerisinde olmamalıdır. Devlet kendi halkına karşı değil, halkını tehdit eden düşmanlara karşı savaşmalıdır.”
O noktadan sonra o idareci halkın sorunlarını görmezden gelmeye başlar. Bu tam bir felakettir, görmezden gelinen sorunlar çoğaldıkça idareci ülkenin sorunsuz olduğuna ve toplumun birçok şeyi abarttığına inanmaya başlar. Ülkenin varlığı ile kendi varlığını bir tutar ve kendi varlığı yok olursa ülkenin de varlığının son bulacağına inanır. Onu bu noktaya iten ise kapıldığı güç hastalığıdır. Çünkü insan hırslarına kapılmaya açık olan bir varlıktır. Mesele insanın bunu dizginleyip dizginleyemediğidir, hırslarını kontrol altında tutamayan insanın kazandığı güç ve şöhret karşısında elbette başı dönecektir. Ufacık bir güç kaybında ise ister istemez dengesini kaybedip gücünü koruyabilmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışacaktır. Bu tarz insanların devlet yönetimlerinde yer alması bir ülkeyi ister istemez felakete sürükleyecektir. Tarihi kaynaklar bize bunu anlatan ve gösteren onlarca örneklerle doludur.
Çünkü adaletin olmadığı yerde ne devletten, ne insandan, ne de herhangi bir düzenden ve huzurdan bahsedilebilir. Adaletsizlik İbni Haldun'un dediği gibi medeniyeti mahveder. Medeniyetin yıpratıldığı yerde ister istemez yozlaşmalar başlar. Şiddet olayları artar, haksızlıklar çoğalır. Yönetim katında yapılan adaletsizlik büyüyerek her yeri sarar. Bunun tarihte aksi hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü sevginin, merhametin, adaletin bulaşıcı olması gibi kötülük ve adaletsizlik de bulaşıcıdır. Her şey birbiriyle ilintili bir şekilde büyür, eğer bunun önüne geçilmez ise zehir gibi bütün bir yapıyı zehirler.
İbni Haldun yönetimlerin ve devletlerin çöküş işaretlerini ise şöyle sıralar:
◊ Yöneticilerin aykırı seslere tahammülü olmaması, baskı ve şiddeti yönetim biçimi olarak görmesi.
◊ Etrafında toplananları devlet kademelerine getirmesi. (Ehil olmayana iş verilmesi.)
◊ Yöneticilerin bireysel zenginleşmeye gitmesi.
◊ Vergilerin yükseltilmesi, keyfi uygulamalar yapılması.
◊ Ekonomiyi bozmak, halka haksız işler yüklemek ve haksız çalışmaya zorlamak.