Okur
Evin Arslan
TAKİP ET
Evin Arslan
@EvinArslan
6 okur puanı
19 Mar 2018 tarihinde katıldı.
9
Kitap
3
İnceleme
0
Alıntı
0
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Evin Arslan
Prokrastineyşın'ı inceledi.
120 syf.
·
7519 günde
·
4/10 puan
Kitabı epey zor bitirdim. Savsakladığımdan değil, bilmediğimiz çok fazla bir şey söylemediğinden. Yazarın bazı şeyleri fazla tekrarladığını düşünüyorum. Ama belli konularda aydınlattığını söyleyebilirim. "Sürekli iyi hissetmenin" illüzyonuna kapılmamıza, sürekli kendimizi iyi hissetmek zorundaymışız gibi düşünmemize dair güzel göndermelerde bulunuyor yazar. Çoğu zaman bizi dara soksa da sadece o anlığına, moralimiz düzelsin diye erteliyoruz birçok şeyi. Ertelediğimiz tarihte o şeyi gerçekten yapacağımıza inanıyoruz ve sonuç: Elbette yapmıyoruz! Kısa süreli bir keyif alıyor, sonrasında ise yine işin stresini yaşamaya devam ediyoruz. Bu noktada yazar, bir şeyleri yaparken sürekli motive olmamız, eğlenmemiz gerekmediğini belirtiyor. Ve elbette en önemlisi kendimize söylediğimiz yalanlar. Kendimizi sabote etmemize dair olan kısma epey katılıyorum. İşimizi son dakikaya bıraktıktan sonra eğer başarılı olursak "son dakikaya bırakmama rağmen yine de işi başarıyla tamamladım" düşüncesine kapılıyoruz. Eğer yaptığımız iş başarısız olursa da "son dakikada yaptım, ancak bu kadar oldu" bahanesine saklanıyoruz. Özsaygımızı kaybetmemek için yaptığımız küçük stratejilerimiz bunlar. Tabii bir de işi kötü yapma korkusuyla yaptığımız savsaklamalar var. Yazar burada durumu şöyle açıklıyor: "Herhangi bir işi kusursuzca yerine getiremeyeceğimizden korkuyorsak ve benlik değerimizi sergileyeceğimiz performansın mükemmel olup olmaması belirleyecekse eğer, özsaygımızı korumak adına muhtemelen bu işten kaçınırız ve böylece savsaklamaya başlarız." Kendinize söylediğiniz yalanları fark edebilmeniz açısından faydalı bir kitap olabilir.
Prokrastineyşın
7.5/10
· 820 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
Evin Arslan
Gizli Emir'i inceledi.
268 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Gizli Emir
---Spoiler içeriyor--- İlginç ve düşündüren bir kitaptı. Bazen karakterlerin düşüncelerinin karmaşıklığından aynı paragrafı 2-3 defa okudum, bu aslında karakterlerin söylediğini daha iyi anlama çabamdan geliyordu. Herkes bir dine tapar gibi bir kurtarıcının geleceğine, o gizli emrin herkesi kurtaracağına inanıyordu. Bu şüphesiz onları AYOT'un her hareketini kabul etmeye ve direnmemeye itiyordu. Gizli emrin varlığı onları rahatlatıyor ve bir yerde artık baskın anında eserlerinin yağmalanmasına dahi göz yummaya başlıyorlardı. Kitap, George Orwell'ın 1984 kitabını hatırlatıyor. AYOT, onların her hareketini biliyor, denetliyor ve istediği şeyi yasaklıyordu. Ama en önemlisi insanları belirsizliğe sürüklüyor. Belirsizlik ise antidemokratik toplumların başlıca unsurudur. Suçların belli bir cezası yoktur, çünkü her an her şey suç sayılabilir. Belirsizlik en çok olağanüstü hallerde açığa çıkar. Her suç, devlet yıkıcılığına ve terör kapsamına girebilir. Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı'ndan bir müfettişin söylediği ise diktatörlüğü bir devlet politikası haline getirme fikrini açığa vurur: "Şimdilik olağanüstü diyoruz ama yakında kurallarımız olağan olacak" AYOT bunları yaparken, aydın kitle tam anlamıyla direnmiyor. Elbette böylesi bir ortamda direnmek ve hak talep etmek zordur ama aydın kitle mücadeleyi değil, tepeden inme bir emir ile bu zorlu dönemden kurtulacağını düşünüyor. Hem de yalnızca sanatçılar değil, AYOT dahi bu emrin kendi lehlerine olacağını inancında. Kitabın alt metinlerinde birçok şey tartışılabilir. Anday, aslında kitabını nokta ile değil, soru işareti ile bitiriyor. Çünkü mesele bir emrin gelip gelmemesi değil o emrin kitleye ne söylediği. Her karakter ayrı analiz edilebilir. Toplumsal cinsiyet temelli tartışmaya çok açık. Beni en sarsan yer, Nigar'ın kocasına kötü davrandığı, onu ölüme sürüklediğini düşündüğü için geneleve gitmek istemesi oldu. Bir cezalandırma yöntemi olarak genelevi düşünmek bize bu dönemde de kadına dair çok şey söylüyor. Nigar, ezilmek ve aşağılanmak istiyordu. Bir kadının en çok ezildiği yer ise bir genelev idi. Aşağılanmak istemesinin nedeni ise kocasına kötü davranması, onu anlamaması olarak gösteriliyor. Bizim toplumumuza baktığınız zaman da kocaya kötü davranmak, cezalandırılması gereken bir davranış olarak görülüyor. İtaat etmek ise kadınlığın bir görevi... Bu saplantılı yaklaşımın yanında bana eksik gelen bir kısım var. Ressam Macid'in sıkıntısına, derdine ortak olabiliyoruz ama Nigar'ı pek tanımıyor, Nigar'ın kocası Macid'e neden kötü davrandığını bilmiyoruz. Kitabın kadın karakterleri hep silik bireyler olarak betimlenmiş. Kendine dair hiçbir şey anlatmayan veya etrafındaki erkeklere hayranlıkla bakan kadınlar. Kocasına hayran olan ve onu sürekli anlamaya çalışan Kutlu, aslında her başarısını ve iyi özelliğini kocasına bağlıyor. İlişkilerinde kendinde hiçbir zaman suç bulmayan Nizam'ın ise birleştirici yönü vurgulanıyor. Kutlu ile Nizam'ın ilişkisinde de bir belirsizlik hakim. Bu bana ilişkilerdeki manipülasyonu hatırlatıyor. Kutlu sorduğu hiçbir sorusuna net bir yanıt alamıyor, Nizam'ı araştırırken ise daha çok hayran oluyor. Aslında Kutlu'nun bu ikincil kadın olma durumunu sevdiğini dahi söyleyebiliriz. Kutlu, Ressam Macit'in derdini dinlemeyi, onu yatıştırmayı seviyor. Kutlu aslında toplumumuzun baş tacı edeceği kadınlardan. Yatıştırıcı, etrafındaki erkeği destekleyen kadın. Anday, bir tarafı güzelleyip, bir tarafı yermiyor. Sadece analiz ediyor. Aslında, kitapta üzerine o kadar konuşulacak karakter var ki...
Gizli Emir
8.7/10
· 59 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Evin Arslan
Fahrenheit 451'i inceledi.
208 syf.
·
4 günde
·
8/10 puan
Normalde bir kitap filme çekilmişse önce kitabı okur sonra filmi izlerdim. Ama bundan bir yıl önce filmi izlemiş, kitabı ise bugün bitirme fırsatım oldu. Ama yine de okuma isteğimden hiçbir şey kaybetmedim. Çünkü kitap, sonunun nasıl bittiğini değil, bu sürece nasıl gelindiğini merak ettirdi bende. Bolca düşündüren bir kitap olmasının yanı sıra kitapta dile getirilen gelecek tasvirlerinin bugün gerçekleşmiş olması insanı korkutuyor. Kocaman, düşünmemizi gerektirmeyen televizyonların karşısında okumayı, endişelenmeyi, bir durum hakkında düşünmeyi unutmuş insanlardan oluşan bir toplum görüyoruz kitapta. Bradbury, kitaplar yasaklanmadan önce zaten insanların kitabı bıraktığını söylüyor. Evet, 1953 yılında yazılmış bu kitap bugünü öngörüyor. Okumayı bırakıp, bize ham bilgileri verecek, fazla düşündürtmeyecek ama bilgili olduğumuzu hissettirecek teknolojik araçlara tutunduk. Bugün bile, yazarların aforizmalarını içeren kitaplar satılıyor. Sanki, sosyal mecralarda ihtiyacımız olan sözleri bir kitapta buluşturma eğilimi taşıyor bu kitaplar. Ve yalnızca hoşumuza gidecek, çarpıcı sözler yer alıyor. Oysa kitaplar bize çarpıcı sözler vaat etmez. Bize bilmediğimiz şeyler söylediğinde veya dile dökemediğimiz, bir türlü fark edemediğimiz duygularımıza dair bir söz söylediğinde o söz bizim için altını çizeceğimiz bir söze dönüşür. Ama yine de suçu sadece insanlarda göremiyorum. Bu kitapta olduğu gibi başta insanlar okumayı unuttu veya başlama gereği bile görmedi. Ama sonradan gelen/gelecek nesil okumayı hiç öğrenmedi ki. Bize kötü olarak tanıtılan kaç şeyi sorgulama zahmetinde bulunduk veya insanlara hayır bu kötü veya yanlış değil deme cesaretini gösterebildik. Kitap yakma zemini üzerinden aslında birçok şeyi tartışma ve düşünme imkanı sunuyor kitap.
Fahrenheit 451
8.1/10
· 52,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10