Belki de her şeyi bu kadar çocukça sorguladığım, kendi basit düzlemime çekmek istediğim için salağın tekiydim. En salakça olan da tesadüfi karşılaşmanın, ya da herhangi bir olayın daha derin bir anlam gizlediğini düşünmem, sadece olduğu gibi kabul etmek istemememdi.
Kendini konuşarak değil, susarak anlatmayı öğrenmiş çocuklardık. Cüsseli laflardan ürker, kırılgan sessizliklere sığınırdık. Nihayet hem parçalandık hem de anlaşılmadık.