Ancak herkes de bilir ki, yardım çağrısında bulunmayan bir insana yardım etmekten daha zor bir şey yoktur, çünkü yardım dilenmiyorsa mutlaka son bir şey daha vardır; ısrar edip incitmemeniz gereken gururudur bu.
Her pencerenin, her vitrinin, her perdenin, her çiçek saksısının arkasında seni izleyen bir çift göz vardır ve hiç izlenmeden sokaklarda gezindiğini zannettiğin zaman bile, üzerine vazife olmadığı halde seni gözetleyen insanlar olur; binlerce gözlü ve her gün yenilenen bir merak ağı tüm varlığımızın üstünü sarar.
Bak işte ben burada oturuyorum ve hiç olmadığı kadar çok zamanım var, ayrıca çok da hevesliyim, gözlerim yorulana, kalbim hızla atana dek sana bakmak, seni duymak istiyorum ve bunun için yanıp tutuşuyorum.
Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.
+Olsun onu öldüreceğim.
-Ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin?
+Evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle Buck Jones'un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. Öyle değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek...