Annemin çıktığını duydum, sonra kucağımda Bacaklı'nın kafasını hissettim. Uzun müddet Bacaklı'yı okşadım. Sonra anlamadığını bilsem de onunla konuştum. "İnsanlar neden köpekler kadar içten degil? Söylesene. Sizin sırrınız ne?" Bacaklı kapkara gözleriye dikkatle bana baktı, o zaman köpeklerin insanların dilini anlamasalarda sevginin dilini anladıklarını fark ettim.
Koştum. Daha önce hiç koşmamışım gibi koşarak kaçtım. Kaçtım, belki öfkeden belki de aşktan. Belki de kaçmak her zaman kötü bir şey olmadığından. Sonunda eve döndüğünüz müddetçe istediğiniz kadar kaçabiliyordunuz.
Kolay olmayan ise yargılarla dolu dünyada yaşamayı öğrenmekti. Bu yargılar bedenime sokulmayı başarıyordu. Fırtınada denizde yüzmek gibiydi. Her an boğulabilirdiniz. En azından hissettirdiği buydu. Deniz sakinken birden fırtına çıkıyordu. Benim içinse problem firtinanın içimde olmasıydı.
"Kesinlikle. Hem bunun düşünmekle bir ilgisi yok. Bak, suçluluk duygularını bastırmaya çalışıyorlar ama kendilerini suçlu hissediyorlar çünkü suçlu hissetmeleri gerekiyor. Bütün bu pislikleri içlerine gömüyorlar ama canlı canlı gömdükleri için pislikler orada dönüp duruyor ve duygularını mahvettiği için dışarı nefret olarak çıkıyor. Ve bu gerçekten çok saçma."