Eser çok akıcı fakat asla basit olmayan bir dille yazılmış. Kitapta hayatı ve aşkı yaşamak yerine sadece temas edebilmis iki karakterin günlüğünü okuyoruz. Kitabın sol sayfaları Ekmel Bey' in günlüğü iken sağ sayfaları ise Derya' nin günlüğü şeklinde kaleme alınmış. Bu yönü ile farklı bir okuma tecrübesi sunmaktadır.
Ekmel Bey erken emekli olmus eşinden ayrilmis maddi sıkıntısı olmayan sırf sikildigi için evini satılığa cikarip almaya niyetlenen hanımlarla sohbet eden bir avukattir. Derya ise tek ailesi abisi olan eşiyle aile olmayı bilememiş ve ayrilmus üniversite okumuş falan çalışmayan orta yaşa merdiven dayamış bir hanımdır. Evden cikamama hastalığına yakalanmaktan korktuğu için satın almayacagi satılık bir evi görmeye gittiği gün tanışmıştır Ekmel Bey ile. Kendini abisinin fedakar ve değeri bilinmemis eski sevgilisi ve aynı zamanda arkadaşı Suzan olarak tanıtmış ve Suzan' in hikayesini anlatmıştır Ekmel Beye.
Kitapta karakterlerin kendi kalemleri ile geçmişlerine ve bugunlerine tanıklık edilmaktedir
Ekmel ve Derya karakter analizi ustaca ortaya konmuştur. Ve bu karakterler asla sıradan bir hayat sürmüş olağan karakterler değildir. Ayrıca aynı tarihlerde aynı olayları farklı bir şekilde yazmaları gunluklerine aslında gerçek olanin anlattigin değil karşındakinin anladığı olduğunu gözler önüne sermiştir.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,1bin okunma
Emin olmasam da hayat bir iz bırakmaktır diyebilirim. Mezar taşı bir iz sayılır mı emin değilim. Razı olan için mezar taşı bir izdir. Ben razı değilim. Gerçi elimden ne gelir?
Oysa Vuslatı hep bir gölge loş bir ışık duvarların renginde kaybolan bir eşya gibi görmüştü. Ortadan kaybolsa da yokluğu anlaşılmayacak kadar sıradan bir eşya.. Sevmek için zaman bulamamış daha doğrusu hiç aramamıştı.
Karısını yine pencerenin önünde oturmuş buluyor ve kendini beklediğini sanıyordu ama bilmiyordu ki Vuslat bu bekleyişten çoktan vazgeçmişti artık hiçbir şey beklemiyor sadece yılların verdiği bir alışkanlıkla pencerelerinden ışık sızan evlere bakarak böylesi evlerde yaşandığını sandığı mutlu hayatlara imreniyordu.