Firdevs

Firdevs
Karakas'ta yapılan 1982 BMDHS, bu yönde yepyeni bir kavram ortaya çıkarmıştır: "Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) MER, kelerin kıvılarından itibaren 200 deniz miline kadar uzanan, ülkeye ait özel bir ekonomik çıkar alanıdır. Bu alandaki deniz ki deniz dibi ve deniz altı kaynakların kullanım hakkı ilgili ülkeye aittir. Böylece kıta sahanlığından kaynaklanan ve geniş bir alana yayılan tartışmaların sınırlandırılması, sadeleştirilmesi ve böylece sorunların çözümünün kolaylaştırılması hedeflenmiştir. Mevcut durumda, karasuları nedeniyle Yunanistan Ege'nin yaklaşık yüzde 43'üne, Türkiye ise sadece yaklaşık yüzde 7'sine sahiptir. Halen ortada kalan yüzde 50'nin adaletli bir şekilde paylaşılması gerekir. "Biz sorunları çözeceğiz!" diyenlerden, öncelikle bu gerçeklerin ayırdında olması ve buna göre müzakere stratejileri belirlemesi beklenir. Türkiye toplamda yüzde 40'ın azına razı olmamalıdır! Bu iki sorun da Yunanistan'ın "eşit uzaklık", Türkiye'nin ise "hakkaniyet" konusundaki ısrarlı tutumu nedeniyle kilitlenmiştir.
Karakas'ta yapılan 1982 BMDHS, bu yönde yepyeni bir kavram ortaya çıkarmıştır: "Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)" MEB, ülkelerin kıyılarından itibaren 200 deniz miline kadar uzanan, ülkeye ait özel bir ekonomik çıkar alanıdır. Bu alandaki deniz içi, deniz dibi ve deniz altı kaynakların kullanım hakkı ilgili ülkeye aittir. Böylece kıta sahanlığından kaynaklanan ve geniş bir alana yayılan tartışmaların sınırlandırılması, sadeleştirilmesi ve böylece sorunların çözümünün kolaylaştırılması hedeflenmiştir.
Peki, iki ülkede karasularını 12 mile çıkarırsa ne olur? Böyle bir durumda, adaların da karasuları olduğundan, Yunan adalarının çokluğu nedeniyle Yunanistan, Türkiye'ye karşı çok büyük bir avantaj sağlar. Yunanistan hükümranlık alanına dahil olan deniz sahası şu an yüzde 43 dolayında iken bu oran yüzde 71'e yükselir. Egemenliğin kimde olduğu belirlenmeyen ada ve adacıklar ayrı bir karışıklık yaratır. En önemlisi, Ege'deki açık denizalanı yaklaşık yüzde 50'den, yaklaşık yüzde 20'ye düşer! Bu ise Türkiye'nin Ege'deki ekonomik, ticari ve stratejik hareket alanının daraltılması anlamına gelir! Ayrıca karasularının üzerindeki saha, hava sahası olarak kabul edildiğinden, böyle bir yaklaşım hava sahası konusun da ayrı bir tartışmayı da tetikler!
Yunanistan'a ve dolayısıyla Batı'ya göre, Ege bir Yunan gölü, Doğu Akdeniz ise Kıbrıslı Rumların aslan payını aldığı bir denizdir. Her iki denizde de Türkiye'nin büyük çıkar alanları olamaz! Türkiye kararsuları içine hapsedilmelidir. Türkiye ise jeopolitik, coğrafya ve kıta sahanlığından kaynaklanan büyük üstünlüğüne rağmen, bu denizlerde hakça ve adil bir paylaşımı savunmaktadır. Türkiye'nin talepleri makul, ölçülü ve uluslararası hukuk normlarına uygundur. Ancak karşısında uzlaşmaz ve güvenilmez Batı kulübü bulunmaktadır.
Batı Yunanistan'ı, özel olarak Osmanlı devletine, genel olarak Türklere set çekmek için kurdurmuştur. Yunanistan, Kıbrıs da dâhil, kıta sahanlığı, karasuları, hava sahası, münhasır ekonomik bölgesi, arama kurtarma ve uçuş malumat bölgeleri ile birlikte Avrupa'nın doğal bir parçası kabul edilmektedir. Bu nedenle, Yunanistan ile olan sorunları çözmek sanıldığından çok daha zordur! Çünkü Yunanistan ile aramızda olan her sorun, aynı zamanda özel olarak Avrupa, genel olarak Batı dünyası ile aramızda olan bir sorundur. Batı dünyası Ortodoks ailenin bir parçası olmasına rağmen, jeopolitik ve kültürel nedenlerle Yunanistan'ı öz evladı olarak görmektedir. Çünkü Batı uygarlığı, başlangıç noktasına Helen'e dayandırmıştır. Adım atmak için sadece Yunanistan ile anlaşmak yetmez; Batı'nın da onayı alınmalıdır