Firdevs

Firdevs
Tarihimizde Evrim Kuramını savunan ilk eser Galip Ata Bey tarafından 1931 yılında yayınlanmıştır. Biyoloji bilimi evrim kavramını yerleştiremediğiniz sürece gelişemez. Bu nedenle tarihimizde evrim ile ilgili ilk yayının verilmesi biyoloji tarihimiz açısından önemlidir. Bu yazının son sözden önce konmasının nedeni Türkiye'deki biyoloji eğitiminin ve araştırmalarının neden geciktiğini belirtmek içindir. Aradan neredeyse 90 yıl geçmesine karşın, ülkemizde evrime inananların yüzdesinin %15 geçmeediği göz önüne alınırsa, bu eserin önemi daha da iyi anlaşılır. Ülkemiz tarihinde, Evrim Kuramını savunan resmi olarak yayımlanmış ilk kitap, Galip Ata Bey'in 1931 yılında yayımlanan Darwin (Charles Darvin) adlı kitabıdır.
... Hoca Tahsin bunlar tarafından dinsizlikle suçlanmıştı. Ömrünün son yıllarını yoksulluk ve yalnızlık içinde geçiren Hoca Tahsin Efendinin hasta yatağında söylediği şeyler de, onun bu türlü ithamlardan ve baskılardan ne kadar etkilenmiş olduğunu göstermektedir. ... Daha sonra Celaleddin Paşa, Hoca Tahsin'e, "Erdemli kişiliğinizle insanlara sitem etmeniz bile mümkün değilken, dini meselelerle ilgili olarak Cenab-ı Hakk'ın zorlayıcılığından ziyade esirgeyiciliğini esas alarak, taassuba asla mahal vermemekle itham olunuyorsunuz" diyor. Hoca Tahsin de cevap olarak: "Halbuki ben Hakk-ı Tea-la'yı benim aleyhimde bulunanlardan iyi biliyorum. Çünkü kendisini bilerek ve tanıyarak secde ederim" dedikten sonra "Mevcut dinler ve mezheplerin her biri üzerine senelerce araştırmalar yaptım. Büyük bir tarafsızlıkla haber veririm ki, diğer dinler İslamiyet'ten pek geride kalmışlardır. Ancak hepsinin meramı bir noktada toplanıyor ve bir esas üzerine dayanıyor. Gel gör ki, bireysel çıkarlar yüzünden nice kötülükler doğuyor ve cehalet sayesinde olmadık canavarlıklar ortaya çıkıyor. İnsanlık hâlâ henüz gözleri açılmamış bir tıfıl yetim gibi zamanını ağlamakla geçirmektedir, insanlarda mevcut olan idrak kuvveti, onların iyiliği kötülüğe tercih etmelerine yol açar. En korkunç padişahların huzurunda bile sahte sözlerle vicdanıma uymayan şeyleri dile getirmem."
BİZDE EVRİM DÜŞÜNCESİNİN GEÇMİŞİ
Bizde evrim düşüncesinin çok eski bir geçmişi vardır. Evrim düşüncesi İslam dünyasında ilk olarak ihvan-ı safa topluluğunun yazılarında görülmüş, daha sonra Ebu Ali Miskeveyh at-Tahane adlı eserinde, Nasiruddin Tusi Ahlak kitabında, Mehmet Kazvini, Acaibul Mahlukat'ında, Mevlana Celaleddin Rumi Mesnevi'sinin dördüncü kısmında canlı ve cansız dünyanın evriminden söz etmişlerdir. Osmanlı Türklerinde de Yazıcıoğlu Ahmed Bican Efendi (ölümü 1466'dan sonra), Kınalızâde Ali Efendi (1510-1572), Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) gibi düşünürler çeşitli eserlerinde evrimden söz etmişlerdir.
Yüce Atatürk, bilim toplumuna dönüşmek için kurumları kurmuş; ancak onları yönetecek ve bu düşünceyi etkinlikle sürdürecek yeterince aydın kişiyi hazırlamaya zamanı yetişmemiştir. Daha sonraki politik kuşaklar da ne yazık ki çok defa çıkarları için, bilim gerçeğini, özellikle temel bilim gerçeğini gözardı etmişlerdir. Bugüne kadar fen fakültelerine araştırma için verilen toplam mali desteğin, gelişmiş bir tankın alımında ya da orta boyuttaki bir caminin yapımında kullanılan paradan daha az olduğu gözönüne alınırsa, siyasi kadro dediğimiz yöneticilerin, temel bilimlere bakış açısı, temel bilim stratejileri anlaşılmış olur. Bu nedenle de, üniversileler, özellikle fen fakülteleri sadece bir eğitim kurumu olmaktan kurtulamamış, değinilen bazı olumlu gelişimlere karşın, çağın gereklerine göre gelişememişlerdir. Adlarını yukarıda şükranla andığımız sınırlı sayıdaki bilim adamı ise ya özverilerle ya yabancı ülkelerin desteğiyle bilimsel olarak bir şeyler ortaya koymaya çalışmışlardır.
NEYİ BAŞARAMADIK?
1. Bugün üniversitelerimizden, biyolog ya da eşdeğer unvan ile toplam 100.000 kadar mezun verilmiş olmasına karşın, diğer temel bilimlerin mezunlarında da olduğu gibi, yetki ve sorumluluklarını saptayan herhangi bir meslek yasası çıkarılabilmiş değildir. Yani, Türk Cumhuriyeti Yasalarında, fizikçi, kimyager, biyolog, matematikçi, vb. ne yapar, yetkileri ve sorumlulukları nedir" diye bir tanım yapılmış değildir. Bu da siyasilerimizin temel bilimleri ne kadar önemsediklerinin tipik bir göstergesidir. Biyologların, ayrıca, bu potansiyelle ülkeye daha iyi ve bilinçli olarak hizmet etmek ve meslek iç denetimleri yerine getirebilmek için son yıllarda hazırlamış ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuş oldukları "Biyologlar Oda Yasası" da çeşitli nedenlerle parlamentomuzdan bir türlü çıkarılamamıştır.