"Niye şiddete ihtiyaç duyuyorsun?" diye bağırdı Selim, yumruklarını sıkmıştı. "Halkın seni merhametli bulmasını, seni sevmesini hiç istemedin mi?"
"Halkın beni sevmesine gerek yok," dedi Diktatör, sesinde en ufak bir tereddüt yoktu. "Benden korksun, yeter. İnsan toplumları başka türlü yönetilemez delikanlı.
Baksana, siz milyonlarcasınız, bense hedefinizdeki tek kişi. Korkutmazsam nasıl durdurabilirim bu kitleyi? Nasıl dizginlerim, nasıl yönlendiririm bu denli büyük bir
gücü?" "Demek korku sizin yönetim şekliniz," dedi Selim, yutkundu. "Bunun için de durmadan öldürüyorsunuz."
"Evet," dedi Diktatör başını yavaşça sallayarak. "Aynen Tanrı korkusu gibi. Ölüm olmasa, Tanrı'yı kim takardı ki? Ama şunu unutma, herkes korkar. Ama en çok
kim korkar biliyor musun?"
Selim'in nefesi kesildi. Merakla sordu: "Kim?"
Diktatör'ün yüzünde yeniden o zehirli tebessüm belirdi. "En tepedeki yalnız adam. En çok o korkar"
Silmeye en tepeden, oğlunun yüzünden başlıyor. Hamnet'ın geniş bir alnı ve dik saçları var. Son zamanlarda yatırabilmek için sabahları ıslatmaya başlamış ama saçlar hiç söz dinlememiș. Agnes da oğlunun saçlarını ıslatıyor ama yine, ölmüşken bile söz dinlemiyorlar. Gördün mü, diyor Agnes oğluna, sana verilen şeyi değiştiremezsin, payına düşeni eğip bükerek farklı bir şeye dönüştüremezsin.
Bu sevgi ve bağlılık bizi ne kadar mutlu ediyor ve birliğimize olan güvenimizi, inancımızı pekiştiriyorsa, bizi parçalayıp bölmek isteyen içteki ve dıştaki düşmanları da o kadar rahatsız ediyor, hazımsızlaştırıyor ve kara kara düşündürüyordu.
Biliyorlardı ki o zamansız bir liderdi. Dini, mezhebi ne olursa olsun ayırmayan, halkını birleştiren güçtü. Onu sevmeyenler, düşman görenler, ona duyulan güvenin, sevginin, onun gücünün, zarafetinin, cesaretinin, kültürünün altında ezilen, küçücük kalanlardı. Halkın kalbinden Atatürk sevgisini, bağlılığını atamazlarsa, emellerine ulaşmalarının mümkün olmayacağının farkında olanlardı.