Sabahattin Ali'nin aşk ve dram unsurlarıyla örülü; kendini ve toplumu sorguladığı eseridir. Kitapta yer yer Dostotevski izlenimleri aldım. Ömer'in çorap çaldığında Raskonolikov gibi kendini sorgulaması, karakterlerin derinine inilmesi, kendileriyle hesaplaşmaları olağanüstü bir başarıydı.
Roman, Macide ve Ömer isimli iki önemli karakterin aşkını içerir. Eserde kişilerin iç konuşmaları ve kendileri ile hesaplaşmaları yaygın olarak kullanılmış, bu yolla duygu ve hisler çok başarılı bir şekilde anlatılmıştır. Ömer'in sürekli kendini sorgulaması, olaylara çözüm üretmek istemesi ve başarısız olması göze çarpan hususlardandır. Ömer bu sıkıntıları içindeki şeytandan kaynaklandığına kanaat getiriyor. Bu romanında, Sabahattin Ali toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" etkileyici bir biçimde anlatıyor. Ayrıca roman, yazarın yaşadığı dönemin (1940’lı yıllar) Türkiye’sini yansıtmaktadır.
Ömer karakterine zor sabrettim diyebilirim. Böyle bir sonu da hak etmişti diye düşünüyorum. Ortalara doğru sıkılsam da kitabın sonu vurucu bir şekilde bittiği için hafızamda ayrı bir şekilde yer edecektir. Lakin Kuyucaklı Yusuf'un ben de yeri ayrıdır, tektir. Bunu da belirtmiş olayım.
Kitapla kalınız..