Sibel Güneşdoğdu

Sibel Güneşdoğdu
Binlerce kitabın okuru, binlerce sözcüğün yazarı...
Geliştirici Kitap Editörü/ Yazar
Dm'den Yazmayın Lütfen
İstanbul
363 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
... Ama, okudum. Yaşamım boyunca, durmamacasına; okumaksızın yaşayamayacağımı duya duya. Birçok şeyin ölüp gittiği -ölüp gittiği düşünülen- bu yaşamda bile, en çılgın çeşitliliği içinde okumalarımı sürdürmemek, usumdan geçirebileceğim en büyük 'olmazlık' ...

Sibel Güneşdoğdu

, bir kitap okudu
10/10
·96 syf.·
Beğendi
·
2022 29. kitabı
Bilge Karasu
7.6/10 · 2.498 okunma
“…Ölüme isyan ettiğim anlar oluyor bazen. Genç ölüler üzüyor beni, yaşanmamış yılları yüzünde taşıyan genç ölümler. Âşık olamamış, çocuk sevgisini tadamamış, dünden yarına geçerken gününü kaybetmiş genç ölümlere, döktüğüm sularda gözyaşlarım da olmuştur her zaman. Yaşananlar çoğu zaman yansıyor ölü yüzlere…”
“… Metro sırasındaysa pis kokulu bitimsiz bir izdiham vardı. İkide bir önlerine çıkan reklam panoları kadar sıkıcı, kötü bir hikâye daha anlatabilmek için göz ucuyla sizi izleyip kolunuzdan çekiştiren mutsuzlar yerlerini almıştı. Birinin size yaslanıp yaslanmayacağına dair belli belirsiz bir endişe hissetmemek olanaksızdı. Bir kadına yer vermemeye karar veren ve bu yüzden ondan nefret eden bir adam, kendisine yer vermediği için adamdan nefret eden bir kadın neredeyse silahlarını çekecekti. En kötüsü de nefeslerin burunlarda başlattığı pis hayal oyunları ve insan vücutlarını saran eski giysiler vardı. (…) Terleyen, üşüyen, kokan, yorgun, endişeli! Bu insanların yaşadığı, çiğ renkleri barındıran yırtık duvar kâğıtlarıyla döşenmiş odalarını hayal etti: Küveti olmayan banyoları, kasvetli koridorları, binaların arkasında yeşillik yüzü görmeyen balkonları… Aşkın, ayartma kılığına girdiği ve hehangi bir köşesinde alçak bir namus cinayetinin işlendiği üst daireyi… İllegal bir ilişkiden düşen ölü cenini… Uzun yaz aylarında, yerinden sökülen duvar kâğıtları arasında geçirilen terli sevişmeleri… Özensiz, yorgun eşlerin kullanılmış çay kaşıklarını daldırarak şekerin içinde izler bıraktığı küskün kahvaltı sofralarını… Dün sabah metroya elinde taze çiçeklerden yapılmış buketle genç bir kızın bindiğini anımsadı. Çiçeklerin kokusu havayı temizlemiş ve vagondaki herkeste kısa bir “yaşıyoruz” heyecanı uyandırmıştı…”