Yaşadığımız zaman diliminin en büyük çıkmazlarından birisi, çocuklarımızı doğru eğitim metotları ile güzel ahlak sahibi kişiler olarak yetiştirmelerini sağlamaktır. Bunu yaparken sayısız metotlar, yeni teknikler denenir, onlarca kitap okunur. Ancak bir türlü "Çocuğuma sahip olamıyorum, istediğim gibi yetiştiremedim, yetiştiremiyorum." feryatlarını duymadığımız bir gün geçmez. Elbette bu sıkıntıların birden çok müsebbibi vardır. Anne-baba olarak çocuklarımıza iyi yetiştirmeliyiz, onlara helal kazanmayı, helal tüketmeyi, doğru eğitim metotlarını aşılamalıyız.
Kılık kıyafet ve ayakkabı tercihlerimiz bizim sosyal statümüzü yansıttığı gibi aslında karakterimiz de giydiklerimizle siner, sirayet eder. Biz ayakkabımızı taşıdığımız gibi, ayakkabımız da bizi taşır ve temsil eder.
Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya bu ilginç ilişkiyi şu sözlerle ifade eder. "Eskiler lale-i Mukaddes sayarlardı. Gerçekten, izahı zor bir şuur, o zamanın yazılarında 'lale' kelimesi ile 'Allah' kelimesini aynı harflerden meydana getirirdi. Üstelik ebcette lale, Allah, hilal aynı sayıyı verirdi. Biri güzelliği ile yurdumu, biri ulviliğiyle dinimi, biri şerefiyle istikbalimi anlatan, kelimelerdeki ebcet beraberliği sizi bilmem fakat -ben-, tesadüf deyip geçemeyeceğim.
Birçok san'atta behre sahibi olanların, "bin san'at" manasına gelen "hazerfen" tabiriyle yad edildikleri bilinir. XVII. asırda taktığı kanatlarla Galata Kulesi'nden Üsküdar'da Doğancılar semtine kadar uçmayı başaran Hazerfen Ahmet Çelebi de bunlardan biridir.