F͠a͠t͠i͠h͠ D͠u͠r͠m͠u͠ş͠

F͠a͠t͠i͠h͠ D͠u͠r͠m͠u͠ş͠
@Fatih_Durmus
►Okur, yazar, anlatır.
⦙ Hademe-i Hayrât ⦙
Hacettepe/Tarih
Tokat
163 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
“‘Hasan Can, halimiz nicedür?’ “‘Devletlüm, Allah ile olma zamanıdır.’ “‘Bre sen bizi ya bunca zamandır kiminle bilirdin?’
Sayfa 352 - Kapı Yayınları, Yavuz Sultan Selim Han/ Hasan Can (konuşmaları)·Kitabı okudu
Din
Koca sultan...Rabbim rahmetiyle muamele eylesin.
Amin 🤲
"1957 yılında başlamış olan Cezayir-Fransız savaşında, Menderes hükümetinin Fransızların yanında yer almış olması, biz Anadolu Müslümanları adına hakikaten utanılacak kara bir lekedir."
Sayfa 210·Kitabı okudu
Din
Vaazlarında bunu eleştiren ulemaya da tahkikat başlatmış, çeşitli sıkıntılar vermişti.
İstisnasız tüm evrimciler, evrenin oluşum ve gelişim sürecinin kaostan bir düzene doğru seyrettiğini söylemektedirler. Aklı başında birisi, böylesi bir gelişim sisteminin, bir tasarım ve tasarımcı olmadan, olasılık hesapları üzerinden yürüyen kör bir tesadüfün eseri olduğunu iddia edebilir mi? Küçük bir makinenin parçalarının bile bir tasarımcı olmadan kendi kendine oluşup bir araya gelmeşini mümkün görmeyen akıl, bir meyve sineğinin göz şeklinin nasıl olup da hiçbir tasarımcı olmadan tesadüfen oluştuğunu iddia edebilir? Evreni ve hücrelerimizi oluşturan atomlarda ve atom altı parçacıklarda, evrensel bir düzen oluşturabilecek yüksek bir akıl ve zekânın en ufak işaretlerini göremediğimize göre, hangi akıl, zekâ ve güç, son derece hassas ayarlar ve değişmesi düşünülemeyen fiziksel ve evrensel sabitler üzerine kurulu kozmik bir sistemi inşa etme başarısını göstermiştir? Aklı başında olan hiç kimse, bu tür soruların cevabı olarak her türlü yaratmayı bilen, her şeye gücü yeten, varlığında başkasına muhtaç olmayan, dolayısıyla varlığının bir başlangıcı ve sonu bulunmayan Yüce Yaradan'dan başka bir adres gösteremez.
Sayfa 19 - Prof. Dr. Metin Özdemir
Din
Bu yorum görüntülenemiyor
Tarih Nedir?
Tarih, yatağı zaman olan bir nehir gibidir. Bu nehrin filân dağdan başlayıp, çeşitli yataklardan; meselâ kumlu, topraklı, kireçli yataklardan; inişli-çıkışlı dere ve tepelerden geçen bu akışı anlamsız ve tesadüfi bir hareket değildir. Belki, müşahhas bir kanuna dayanarak -ki özellikle bu nehirde su, toprak, derinlik, yükseklik, yerin ve suyun terkibi ve bu akışın beraber getirdiği ilâve elemanlar o yatağı belirliyor- bu hususları bilen bir insan, bu nehir, gelecekte ne tarafa, bataklığa mı, denize mi, kuma mı gidecek, bunu tahmin edebilir ve böyle bir tahminde bulunabilen insan, toprak, su, nehrin yatağı ve suyun hareket kanunlarına dayanarak, bataklığa akan nehri, çayıra veya tuzlu denize akan nehri bir yeşilliğe, bir tarlaya çevirebilir. İşte o zaman insan, tarihin zorunlu yatağını -ki onu kendi hâline bıraksan akıp gidecek- kendi ilmiyle değiştirip, istediği yöne çevirir. Bu da geçmişin iyi bilinmesiyle mümkündür ki, tarih onun için insanın geçmişiyle ilgilenir, onu hâl' ve istikbâl'e bağlar.
Sayfa 20
Tarih
Emperyalist batı dünyası, çok erken bunun farkına vardığından, tarihi öğrenmiştir. Tarihi çok iyi bildiği için de, onun yatağını dilediği gibi değiştirmekte, ona istediği gibi yön vermektedir. Gelişmemiş dediğimiz ülkeler de, tarih bilmediklerinden, emperyalist dünyanın kuklaları olmakta ve Batı onlar için nasıl bir tarih uygun görüyorsa, onu okumakta, kendilerini bulamamaktadırlar. Bunun içindir ki Batı, bu toplumları dilediği gibi yönetmekte, tarihlerini kendisi yönlendirdiği için, bu ülkelerin başına, kendi doğrultularında olan tarih cahili kuklalar getirmesini ustalıkla yürümıektedir. Kâh Marcos gibi bir adamı Filipinler'in başına getirerek, O'nu teneke madalyalarla kandırır; kâh, uşaklığı beceremediği çin Marcos'u elimine ederek yerine Akinoları getirir tabii, tarihlerini hiç bilmeyen zavallı, halk, bu uydu ve yapay başkanları (!) kendisini nereye sürerse oraya akar, emperyalizmin kurbanı olur. Her gün radyolardan, Güney Amerika'da, Afrika'da, Orta Doğu'da bir hükûmet darbesi duyarız. Arkasından da bunun dedikoduları başlar dünya basınında: Bu darbeyi CIA veya KGB yaptı diye... İşte bütün bunlar, tarih bilmezlikten kaynaklanıyor. s.20