İnsanın düşündüklerini söylemesine engel olunmasından daha zalimce bir şey olmadığını kabul etsek bile, lütufların böyle kahırlardan doğduğu da bir gerçektir.
Sen Allah'ı , bizzat Allah'ın kendisinden iste. O zaman O'nu kendine " kendinden daha yakın" bulacaksın. Allah'ı bilmek, ancak ona yaklaşmak suretiyle olur; ispat suretiyle değil.
Türkiye'de bugün bazı insanlara "şeriatçı" denilmektedir . Bu kelimeyi köken olarak incelersek "şeriattan yana " anlamına geldiğini herkes bilir ve anlar nüfusunun %99'unun Müslüman olduğu söylenen bir ülkede ,"şeriatçı" adlandırmasının yadırganması tuhaf değil mi? çünkü şeriat Kur'an ve sünnet hükümlerinin tümü demektir. Kendisine Müslümanım diyen insanların esasen ve tabii olarak bu hükümlere bağlı olduğu varsayılır hal böyleyken şeriat kelimesine yüklenen yeni anlamlar dolayısıyla kelime artık ürkütücü bir adlandırma biçiminde telakki eder olmuştur. Hatta suç olarak nitelendirenlere bile rastlanabilmektedir. Kelimeye yüklenen bu yeni ve ürkütücü anlam dolayısıyla İslam ve şeriat kelimelerini ayırma temayülleri bile görülmektedir. Oysa son tahlilde , bu iki kelimeden biri bir dinin , öteki o dine ait olan hükümlerin adından ibarettir.
Mesela "bağımlı " olmak aynı zamanda aşağılayıcı bir adlandırma olarak sunulduğundan ,kimse, kendisinin böyle bir adlandırılmayla çağırılmasına rıza göstermeyecektir. Bu değerlendirme kadınların iş hayatına girmesi ve çalıştırılması yönünde kullanılmış ve kullanılmaktadır.
Oysa kadınların çalışmasına ihtiyaç göstermeyen sanayi devrimi öncesinde, egemenlik ve bağımlılık kelimeleri bugün kullanılan bu anlamı yüklenmemiş olarak kullanılıyordu.
Bağımlılık ve egemenlik kelimelerini şimdi kullandığımız biçimde bir anlam yüklenince, çalışmak zorunluluğu duymayan bazı ev kadınları aşağılık duygusuna sürüklenmiştir.