Bugünden geriye döndüğümüzde bin yıl öncesini görebilir miyiz? Şimdiden çok farklı değildir belki? Acısıyla, aşkıyla, umuduyla ve kargaşasıyla orta-çağ Avrupası’nda dahi insanlar bizim gibi
Kahkaha atmak bana zor gelir. Hele ki kitap okurken bu, benim için imkansızdır diye düşünürdüm; Timsah'ı okuyana kadar. Her ayrıntısı güldürdü beni, yer yer kahkaha atmaktan okumaya devam edemedim. Timsah tarafından yutulan İvan Matyeviç'in mesai arkadaşı, kendisinden bu konuda bir şeyler yapılması istendiğinde, İvan'ın yenilikçi(:d) doğasına adeta bu olayı yakıştırarak der ki: "İnanır mısınız, (...) onun başına mutlaka böyle bir şey geleceğini hep tahmin etmişimdir."
Timsah tarafından yutulmaktan hayli hoşnut gözüken İvan Matyeviç ise timsahın içinde yaşamakla sıradanlıktan kurtulmuştur. Gölgesinde eriyip kaybolduğu bürokrasiden kurtulmanın mutluluğuyla bir batılı filozof olacağından emindir. "Sadece biraz uzakta bir köşeye çekilmek ya da bir timsahın içine düşmek, gözlerini kapatmak yeter, hemen tüm insanlık için tam bir cennet icat edersin. Demin siz gider gitmez hemen icat etmeye koyuldum ve üç sistem buldum, şimdi dördüncüyü oluşturuyorum".
Sıradan bir memurun bir gezi sırasında timsah tarafından yutulmasını konu edinen dönemin batılı tarzdaki Rus gazeteleri ise tarafını çoktan timsahtan yana belli etmişlerdir.
"(...) böyle kocaman bir şeyi yutmak zorunda kalan zavallı hayvan ise boş yere göz yaşı döküyor."
Muazzam bir kara-mizah bu kitap. Timsahın bakıcısı olan Alman bir adam dahi, Rus'un düşlediği burjuva veya sosyalist toplumun eleştirisinde vazgeçilemez bir noktaya oturtulmuş. Tadı damağımda kaldı.
TimsahFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 20243,129 okunma
Hayatım boyunca okuduğum en iyi yirmi beş sayfadır. Yutkunamıyorum, gözlerim sevinç ve keder ile karışmış bir duygunun ağırlığıyla doldu.
"O küçük kızı arayıp buldum. Başaracağım."
Başlık
Sert ve kasvetli ruha sahip olduğu söylenen kış ayının aslında hangi ailelere, hangi yaşamlara ev sahipliği yaptığını bilemeyiz. O ayaz sizleri korkutup kaçırabilir; oysa bizim dilimizdir. Bembeyaz bir örtünün üstünde aşık oluruz biz; sevilir ve ardından terk ediliriz. Ailemizin bağlandığı ve etrafımızı saran dogmalar eşlik eder o beyaz kütleye; sanki hiç yükümüz yokmuş gibi. İncelikli, yoğun ama bir o kadar da yumuşak çizimleri ile saklı duyguları yeşerten eser; küçük bir kasabada güm güm içinde atan bir kalbi duymak gibi.
"O anda ne istediğimi biliyordum... Cenneti istiyordum."
BlanketsCraig Thompson · Top Shelf Productions · 2003140 okunma
Zannediyorum Tolstoy kadar ölüm kavramını kafasına takmış bir yazar bulmak kolay değil. Her eserinde son nefesimizi bize hissettiriyor. Bu dünyanın, iyiye adanmayı öğütleyen bir inanca sahip olmadan