Kiliseler, manastırlar burada yüzyıllar önce yaşanan trajedilerin izlerini barındırırken hediyelik eşya dukkanlari, fotoğrafçılar, kitapçılar, resim ve heykellerin sergilendiği galeriler elem dolu olaylardan haberdar olmayan turistleri oyalıyordu.
Onlara öğrenci olarak gitmek daha kolay, iş çalışmaya gelince kimse suratınıza bakmadı, neticede biz doluyuz, kara kafalıyız… Batının İki yüzlülüğü işte…
İstanbul’dayken birbirlerini tanıyorlardı ama pek samimi değillerdi. Kudüs’te yakınlaştılar. Gurbetlik işte… İnsan gittiği yerde, geldiği yerin Insanına muhtaç kalıyor.
Oysa gerçek hayatta kötülük kimi zaman insanın yanı başında olurdu, uzaklarda değil… İnsana yabancıdan ziyade aynı yastiga baş koyduğu, aynı ekmeği bölüştüğü birinden geliverirdi kötülük; ama insan yakınındakine konduramaz, yakıştımazdı; burnunun dibindekini görmezdi, söyleseler inanmazdı. 
Utandı Rüya. Kirkoru değil de kendini düşündüğü için… Kim bilir, belki de yalnızca Rüya değil, diğer hasta yapanları da böyle anlarda hastayı değil, kendini düşünürdü en çok. Kendi yalnızlığını, kendi acısını, kendi çaresizliğini… Giden gidecek; hiçbir şey görmeyecek, duymayacak, hissetmeyecekti