İnsanın zamandan sevgilisinin geçmişini geri isteyesi geliyor, onun çocuk yüzünü, her yaştaki yüzünü görmüş, küçük bir kızken onu bağrına basmış olmayı, kendi kollarında büyüdüğünü görmeyi istiyor, daha o hiç kimseye sevgi göstermeden, başka hiç kimse ona sahip olmadan, onu sevmeden, ona dokunmadan, onu görmeden. İnsan onun geçmişini, sizden önce başkalarına verilmiş her şeyi kıskanıyor, kalbinde uyanan en ufak bir duyguyu, ağzından çıkan ve sizden önce başkalarının işittiği en ufak sözleri kıskanıyor. İçinde bulunulan zaman yetmiyor; bütün geçmiş de, bütün gelecek de buna katılsın isteniyor. İşte şimdi vardığımız noktada el ele, dudak dudağa, sarmaş dolaş haldeyiz, insan birbirinin her yerine aynı anda ve çok daha keskin duyularla dokunabilsin, tek bir varlık olsun, birbiri içinde eriyip gitsin istiyor.
Sırılsıklam aşkın tarifi ancak bu kadar güzel yapılabilirdi bence ...Zaten bu tarifi yapamadığım için okuyucu oldum onlar da yapabildiği için yazar oluyor iste ...Tebrikler Büyük Usta Pierre Loti
Sultan Mahmud, fakir birini hazine odasına kadar götürmüş
ve eline bir kürek tutturmuş. ''Daldır şu küreği hazineye, içine ne
kadar sığarsa hepsi sana hediyemdir. " demiş. Adam, beklemediği
bu teklif karşısında heyecana kapılıp küreği hazineye ters tarafından saplayınca "Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud!" demiş.
Bu hikayeyi rahmetli Hasan Pulur 'un Milliyet Cumartesi yazısında okumuştum .Sanırım 20 yıl olmuştur. Cumartesi günleri güzel ve etkileyici hikayeleri kalemiyle köşesine taşırdı rahmetli