Özgüven Değil, Sorumluluk Meselesi
Bazı kadınlar, sevgilisi kıyafetiyle ilgili bir şey söylediğinde hemen “özgüvensiz erkek” damgasını vuruyor. Oysa mesele çoğu zaman özgüven değil; içinde yaşadığımız toplumun gerçeklerini bilerek, sevdiğini koruma içgüdüsüyle hareket etme meselesidir.
Bir düşünün: Yolda yürürken biri size ya da sevgilinize laf attığında, tepki verip olay büyürse, sonuçta zarar gören genellikle siz olursunuz. Gözaltına alınan, mahkeme kapılarında sürünen, sabıkayla uğraşan sizken; laf atan kişi hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder. Bu adil değil ama gerçek.
Sevgilinizin istediği gibi giyinmesi onun hakkıdır, buna kimsenin laf etme hakkı da yoktur. Ancak içinde yaşadığınız ülkenin sosyolojik koşullarını, kadınlara yönelik taciz oranlarını, sokakta yaşanan adaletsizlikleri de yok sayamazsınız. Türkiye gibi risklerin yüksek olduğu bir ortamda, sadece “Ben özgürüm” diyerek hareket etmek, aslında sorumluluk almadan hareket etmektir.
Eğer bir erkek bu tabloyu gördüğü halde sevgilisini korumak için uyarıda bulunuyorsa, bu özgüvensizlik değil; sevgiyle birlikte gelen bilinçli bir koruma içgüdüsüdür. Gerçek sevgi, sadece "yanında durmakla" değil, tehlikeyi önceden görüp ona göre davranmakla da ilgilidir.
Sevdiğin insanı risklere açık hale getirmek, sonra da “beni bastıramaz” diye düşünmek bireysel özgürlükten çok bencilliktir. Çünkü olası bir durumda zarar görecek olan sadece sen değil, yanında seni savunmaya çalışan biri daha olacak.
Bu yüzden, sağduyulu olun. Özgürlük ile sorumluluk arasındaki farkı iyi kavrayın. Gerçek sevgi, düşüncesizlikle değil; farkındalıkla yaşanır.