Zweig’ın Freud’ a ve psikolojiye olan ilgisi, eserlerindeki detaylı karakter çözümlemeleriyle ve yazarın, karakterlerin duygu ve düşünce dünyalarının okuyucuya pürüzsüzce geçmesini sağlayan ifadeleriyle açıkça fark ediliyor.
Yazarın okuduğum dördüncü kitabıydı ve diğer üçünde de olduğu gibi kitabın ilk birkaç sayfasını çevirdikten sonra kendimi sürükleyici ve ilgi çekici olay örgüsünün ortasında buldum. Adından da anlaşılacağı üzere kitapta, başkarakterimiz Irene’ nin korkunun tutsağı olması işleniyor. Konforlu, güvenli ve son derece sakin bir yaşama sahip olan Irene bir maceranın tutkusuna kapılıyor. Bu tehlikeli macera, onun kendi için mümkün olan tek yaşam biçimini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Irene o sonsuz gerilimin ürkünçlüğüne karşı direnme savaşı verirken korku, tüm varlığını içten içe kemirmeye devam ediyor.
Irene okuyucuya, sahip olduğu en normal şeyleri bile kaybetme ihtimalini gözden geçirtip en yakınındakileri gerçekten ne kadar tanıdığını sorgulatıyor.
Eğer okuma alışkanlığı edinmek istiyorsanız ve okumaya sizi yormayacak, sıkmayacak kitaplarla başlamak istiyorsanız kesinlikle Zweig, okuması zevkli ve sürükleyici diliyle tam size göre. Aynı zamanda okuma alışkanlığınızın durakladığı süreçlerde bu tarz ince ve okuması kolay eserlerle okumaya karşı isteğinizi artırabilirsiniz.