Belli ki son dönemde yaşadığı buhran içindeki kötü yönü harekete geçirmiş, ruhunda marazi duygular kök salmaya başlamıştı. Ruhunun bahçesi, orada burada fütursuzca biten ayrık otları ile kuşatılmaya başlamıştı.
En azından o mutsuzluğa alışmıştım. O monotonluğa. Umut etmemeye. Oysa birden, hiç beklemediğim anda karşıma çıktı yıllardır özlemini çektiğim şey. Ve ben tam ona kendimi teslim etmiştim ki, elimden kaydı gitti. Gözlerimin önünde yok oldu. Eskiden mutsuzdum, şimdi ise acı içinde kıvranıyorum. Madem alacaktı neden verdi?
Aslında sevgimizin parıltısı kaybolunca kendimi batan bir güneş gibi değil de, sönmüş bir mum gibi hissettim. Mum yandı, yandı ve ansızın söndü. Şimdi düşünüyorum da, ışırken bir yandan da eriyip tükeniyordu mum aslında.
Geçmişte sevildiğinin temsili iken, şimdi kendisini terk eden ...ın verdiği güllerdi onlar.
Neyin sembolüydüler şimdi?
Sevilmenin mi, terk edilmenin mi?
Varlığın mı yoksa yokluğun mu?
Sonsuzluğun mu faniliğin mi?