Bir başkasının varlığı ya da yokluğu umurumda değildi o an. Donup kalmıştım. Bir gemiyi batırır gibi batırmıştı beni. Bir bastona dayanarak yürürken, bastonumu habersiz elimden çekip almıştı. Yer ayağımın altından kayıyordu. Hayatımı üzerine bina ettiğim dayanak noktası çökmüştü. Aşk, yaşamımdan uzay boşluğuna doğru uçup gitmişti...
“Onun içinden kovulmuş gibi hissettin” dedi Dr. Mavi.
Onun mesajlarını diğerlerinden ayırt etmek için ayarlar düğmesinden özel uyarı tonu belirlemiştim çünkü. Normalde telefonum her daim masanın üstünde durur, mesaj ya da telefon sesiyle yetinmez gözümü de ondan hiç ayırmazdım, belki mesaj gelir ya da beni arar diye.. Birinin aşık olup olmadığını anlamanın en kolay yollarından biri, telefonuyla ilişkisine bakmaktır.
Theodore Zeldin, “ İnsanların giderek artan bir yüzdesi, gökyüzünden onları seyreden atalarının neler düşüneceğini ya da tarih kitaplarında kendileri için neler söyleneceğini değil, başkalarının onlar hakkındaki düşüncelerini dert ediyor; eylemlerinin, kendilerini tanıyan ve tanımayan kişiler tarafından her Allah’ın günü nasıl eleştirilip yargılanacağıyla ilgileniyor. Modern çağın kâbusu, kötü izlenim bırakmak. Modern çağın arafı, kişisel şöhret. Bir toplum kendisini ne ölçüde demokratik görürse, bu şöhret o ölçüde önem kazanır ve başkalarından gelecek en ufak eleştiriye duyulan korku o ölçüde saplantı haline gelir... Yaşamlakla değil görünmekle ilgileniyorlardı.
Potansiyel izleyici kalabalığının kendi hakkında olumsuz düşündüğüne dair bir endişeye kapıldı. İşte insanların bazıları buna dayanamıyorlar. Hemen başkalarının düşünceleri üzerinden kendilerini yetersiz ve değersiz olarak algılamaya başlıyorlar.