Arablardan bir kadın, getirdiği birtakım eşyaları Kaynuka oğulları pazarında sattıktan sonra onlardan bir kuyumcunun dükkanına oturdu. Yüzünü açmasını istedilerse de kadın kabul etmedi. Bu sefer kuyumcu, onun elbisesinin bir tarafını sırtına iliştirdi. Kadın ayağa kalkınca, avreti göründü ve bunun üzerine güldüler. Kadın feryad edince müslümanlardan bir kişi kuyumcunun üzerine atılarak yahudi kuyumcuyu öldürdü. Diğer yahudiler de hücum ederek o müslümanı öldürdüler. Müslümanın akrabaları,müslümanları yahudilere karşı yardıma çağırdı. Müslümanlar oldukça öfkelendi, onlarla Kaynuka oğulları arasında kavga çıktı. ( İbn Hişam, Sîre, -er-Ravdu'l-Unf ile birlikte-, 3/137.)
O kadının attığı feryadı, duyan kulaklar ve çarpan yürekler işitti. Bu yüreklerdeki kanlar gayret ve haysiyetle yoğrulmuştu. Bu feryadı erkek suretindeki kimseler değil, gerçek yiğitler duydu ve imdada koştu. İşte o tarihten itibaren müslümanların nefislerinde namus için imdada koşmak derinlere kök saldı. Kadının namusu, şeref ve haysiyeti himaye altındadır. Yardım istediği takdirde milyonlarca müslüman onun imdad çağrısına koşar. Onların her birisi, her müslüman kadını bizzat kendi namusu gibi bilir. İsterse akide bağı dışında onunla hiçbir ilişkisi bulunmamış olsun.
...Ya şimdi! Nice feryad karşılık görmemekte, suskun sistemlerin duvarlarına çarpıp geri dönmektedir.İlk neslin o önder insanları ölüp gitti. Mut'asım'ın nesli de ölüp gitti, artık Mut'asım da yok. Müslüman kadınların feryadları karşılıksız, cevabsız kalmakta. Harekete geçen bir kıskançlık yahut galeyana gelen bir kan artık yok.